Bugün babam dedemin yazı yazmayı çok sevdiğini söyledi. Çok da kitap okurmuş rahmetli.
Aslında her iki dedem de kaleme kağıda hayatlarının her döneminde yakın olmuşlar. Babamın babası olan dedem arzuhalcilik yapmış ta ki ortağına kızıp ayrılıncaya kadar. Günlük notlarını Osmanlıca olarak tuttuğu soluk mavi kaplı çizgisiz defterini genç ve ani vefatı üzerine annem uzun yıllar sakladıktan sonra bana verdi. Dedemin bir de şiiri var “Beyrut ufuklarında” başlıklı. Adnan Menderes’ li yıllarda düşen uçakta hayatını kaybedenlerin çoğunun şehrimizden olması üzerine duygulanarak kaleme aldığı. Ve İstanbul’da yaşayan 1,5 yaşındaki gurbetçi torununa gönderdiği sevgi ve dua içeren ifadeleriyle dolu kısa bir mektubu. Yani bana.
Annemin babasına “Dede” değil “Büyükbaba” diyoruz çok genç yaşta torun sahibi olduğu için. Büyükbabam ormancılık mesleğinin yanı sıra dönem dönem kütüphanecilik, muhasebecilik yaptı il ve ilçelerde. Büyükbabamın çocuklarına çeşitli vesilelerle yazdığı nasihat dolu küçük mektuplar aile içerisinde vakıadır. On altı yaşında baba evinden ayrılarak kocasını koluna takıp gurbetlere giden çok sevdiği kızına yazdığı mektubunda kocaya itaat, baş örtüsü ve namazlarını aksatmamasını nasihat etmiş mesela. Şu anda büyükbabamın çalışma masasının üzerinde “Nasıl kabir ziyareti yapılır” sorusu ve cevaplarının kalın siyah kalemle yazılı olduğu bir kağıt var. Yaşarken de usule ve adaba uygun ziyaretine gittiğimiz büyükbabam belli ki ebedi istirahatgahına da usul ve adabına göre gelmemize dair açık bir mesaj veriyor bizlere.
Babamın da bir ara bazı yazı denemeleri olduğunu hatırlıyorum. Annemin elinden kağıt kalem hiç düşmez. Evin hesabını kitabını tutmanın yanı sıra, torunlarının doğum günlerini, düğünlere götürülen getirilen hediyeleri, babamın doktor tahlil reçete vs. lerini, günlük, aylık, yıllık alışveriş listelerini hep yazar annem… Bir yandan köşe yazarlarını okur (Ahmet Şahin’ i özellikle) bir yandan hayat düzenini yazarak devam ettirir…
Annemin babasına “Dede” değil “Büyükbaba” diyoruz çok genç yaşta torun sahibi olduğu için. Büyükbabam ormancılık mesleğinin yanı sıra dönem dönem kütüphanecilik, muhasebecilik yaptı il ve ilçelerde. Büyükbabamın çocuklarına çeşitli vesilelerle yazdığı nasihat dolu küçük mektuplar aile içerisinde vakıadır. On altı yaşında baba evinden ayrılarak kocasını koluna takıp gurbetlere giden çok sevdiği kızına yazdığı mektubunda kocaya itaat, baş örtüsü ve namazlarını aksatmamasını nasihat etmiş mesela. Şu anda büyükbabamın çalışma masasının üzerinde “Nasıl kabir ziyareti yapılır” sorusu ve cevaplarının kalın siyah kalemle yazılı olduğu bir kağıt var. Yaşarken de usule ve adaba uygun ziyaretine gittiğimiz büyükbabam belli ki ebedi istirahatgahına da usul ve adabına göre gelmemize dair açık bir mesaj veriyor bizlere.
Babamın da bir ara bazı yazı denemeleri olduğunu hatırlıyorum. Annemin elinden kağıt kalem hiç düşmez. Evin hesabını kitabını tutmanın yanı sıra, torunlarının doğum günlerini, düğünlere götürülen getirilen hediyeleri, babamın doktor tahlil reçete vs. lerini, günlük, aylık, yıllık alışveriş listelerini hep yazar annem… Bir yandan köşe yazarlarını okur (Ahmet Şahin’ i özellikle) bir yandan hayat düzenini yazarak devam ettirir…
Yazıya dair anılarıma şöyle bir göz attığım zaman zihnime neler neler gelmiyor ki. Lise yıllarında Kompozisyon defterime en güzel yazımla ve mavi dolmakalemimle “Cumhuriyet” konulu yazdığım cümleler; Nişan resmimizin arkasına karaladığım hayata dair dizeler; Dayım evlenip karısı ile balayına giderken ona sevgimi ve mutluluk dileklerimi küçük bir kağıda yazıp veremediğim küçük not; Asker eşime her gün yazıp haftada bir postaladığım mektuplar; Çocuklar doğduktan sonra onların gelişmelerini adım adım anlatan günlükler … Ve Radyo (Moral fm) programlarına yazıp durduğum yorumların peşinden çok kıymetli kalem Murat Çiftkaya' nın “Hayatın Yedi Rengi” programına gönderdiğim acemilik ötesi yazılar …
Moral fm zaten her fırsatta elime aldığım kalemi rütuşladı, dizayn etti görünmez bir elle. Derledi toparladı ve duygu ve düşüncelerimi acemi bir gayretle de olsa ifade etmeme sebep oldu. Programlara yazdığım yorumlar, konulardan aldığım ilhamlar neticesinde ve yine o sıralarda eski bir Moralfm dinleyicisinin vasıtası ile yerel bir gazetenin bir köşesinde buldum kendimi. Buradan duygu ve düşüncelerimi üç senedir paylaşıyorum insanlarla.
İlk okul yıllarımdan başlayarak içe dönük yapım beni sık sık kalemle buluşturdu. Çok kitap okuyan bir insan olamadım hiçbir zaman. Yine de bu büyük eksiklik kendimi bu konuda geliştirme isteğime bir engel değil. Kalem ve kağıt ile bir çeşit sevda yaşıyorum kendimi bildim bileli. Ama düz duvara merdivensiz tırmanmaya çalıştığımın da farkındayım uzun zamandır. Merdiveni Moralfm programları sayesinde duvara dayadım şimdi basamakları birer birer çıkmaya çalışıyorum.
Yazamıyorum ama yazabilirim; eğer yaşadıklarımı doğru okuyabilir ve kendime “Yaza yaza” doğru rotalar çizebilirsem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder