21 Ağustos 2011 Pazar

Özeller Gecesi


“Kendi topraklarından kopup gelerek, yeni topraklara kök salan mücadeleci insanlar” diyerek konuşmasına başlamıştı gecenin organizatörlerinden Dr. Nurver hanım. Babam da dedelerinden aktarımlarıyla her zaman gürcülerin ezan sesine geldiğini anlatır bizlere. Bu yeniden var olmanın, ayakta kalmanın bir kutlu mücadelesidir gerçekten de. Dedelerimiz bu mücadeleden alınlarının akıyla çıkmışlardır.

Altıncı kuşağı temsil eden kızımı da alarak katıldık Özeller gecesine. Anne tarafından akrabalığımızı bir kere daha perçinlemek için burada olduğumuzu gecenin ilerleyen saatlerinde çekilen toplu sülale fotoğrafında kuvvetle hissettim. Gerçekten de özel bir geceydi.

Ben ve erkek kardeşim eşlerimizle birlikte “Kız” evlattan gelen beşinci kuşak olarak annemizi temsilen oradaydık. Büyükbabam, anneannem, dayımlar, teyzemler. Annemin amcaları, amca çocukları ve onların çocuklarının yanı sıra çocuklarının çocukları da yavaş yavaş yer almaya başlamışlardı bu büyük sülale fotoğrafında. Büyük ve küçük yengeler ve enişteler ise bu fotoğraftaki çok “Özel” tarihin en yakın birer renkli 
tanıklarıydılar. 


Anlaşılan o ki insanın yaşlandığını iyice anlaması için bir; Albümlere bakması, bir de böyle gecelere katılması yeterli. Zaman mefhumu en çok uzun aralardan sonra yapılan böylesi görüşmelerle ortaya çıkıveriyor ne de olsa. Kaya’ nın (Annemin amcasının oğlu) kızımı torunum zannetmesine kızamadım o yüzden.
Bir de sülalecilik damarlarınızın hala içinizde bir yerlerde atmaya devam ettiğini fark ediyorsunuz. Galiba bundan kaçış yok. Anne tarafından Katemize, baba tarafından    
Canderize olduğumu da kızıma böylece anlatma fırsatı buldum.

Rıza, Ramiz, Kamil , Hüsnü, Mahmut  ve Osman Özel dedeler artık hayatta değiller. Çocukları ve  torunlarının yüreklerinde bıraktıkları özel hatıralarla var olmaya devam 
ediyorlar. Tabi onlardan sonra geniş Özel ailesinden ahirete göçenler de oldu. Onları da sessizce kalbimizden geçirdik. Ali amca, Dürdane yenge, Hasan amca, Ömer abi, Fatma yenge, Meryem yenge, Mehmet amca ilk aklıma gelenler. Allah c.c mekanlarını cennet eylesin.

Annem Rıza dedenin torunu. Ve ben annemin Rıza dedesini elinde bastonu, ayaklarında deri mesleri, bakımlı beyaz sakalları ile anneannemlerin misafir odasında istirahat ettiği günlerden hatırlıyorum. 70’ li yıllardı. Az konuşan, az gülen, çok ibadet eden, otoriter bir hayat duruşu vardı. Aslında gecede herkes dedeleri ile ilgili güzel anılarını paylaşsa ne iyi olurdu.

Ayette “Biz sizi kabile kabile yarattık görüşüp anlaşasınız diye” diyor ya hani; İşte “Özel kabilesi” ve gelinler, damatlar, çocuklar ve torunlar vesilesi ile bağ kurulan daha bir çok kabileler. Geriye görüşmek, kaynaşmak kalıyor. Aile bağlarının önemine dair kuvvetli mesajlar içeren böyle gecelere özellikle genç kuşakların çok ihtiyacı var.

Mahmut Özel dedenin torunlarından Dr. Nurver Özel Özbay’ ın önayak olmasıyla 
gerçekleştirilen bu ilk “Özel” gecesinin tekrarında eminim daha hoş şeyler yaşanacaktır. Nurver hanım bu bir araya gelişlerde neler yapılabileceğine dair herkesten öneri ve görüşlerini sorarken bunun işaretini de vermiş oluyordu. Bu özel geceyi daha özel kılmak içindi gayretler.  


Emeği geçen herkese çok çok teşekkürler


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Açlık Kere Açlık

Karnı acıkan bir çocuğun ağlaması ile karnı tok bir çocuğun ağlaması arasındaki farkı bütün anneler bilir. Bir İHH görevlisinin duyarlı insanlarımızdan toplanarak Somali’ ye götürülen yardımları dağıtma esnasında Somali’ li genç bir anneden duyduğu sözler aynen şöyle: “Çocuğum bugün de ağlayacak belki ama karnı tok olarak ağlayacak!”

Afrika insanının kemikleri çıkmış, patlak göz çukurlarına konan sinekleri kovalamaya mecali olmayan hüzünlü fotoğrafı kendimi bildim bileli var. Uzun uzun yıllardan beri bu ülkeye yardımlar yapılır. Yine de güneş ölü çocuklar üzerine doğmaya devam ediyor Afrika’ da.

Bir tarafta sınırsız bir yeme- içme israfında olan MÜSLÜMAN ülkeler; bir tarafta açlıktan kırılan MÜSLÜMAN bir ülke.

Açlık kere açlık…

Çocuklar kere çocuklar… Anneler kere anneler…

Her gün ölüyorlar… Her saat ölüyorlar… Her dakika ölüyorlar…

Dünya Somali’ yi istese de kurtaramıyor. Belki de gerçekten kurtarmak istemiyor. Geçici çözümlerle en sonunda şimdiye kadar olduğundan daha ağır bir açlık- kuraklık gerçeği içerisinde kıvranıyor Afrikalı. Bir lokma ekmeğe muhtaç edilen insanların misyoner gruplarca dinlerini değiştirme karşılığında taahhüt ettikleri yardımlar ise oldukça manidar.

Açlıkla terbiye olan Yalnız Somali değil. Hepimiziz.

Egemenliği ihlal edilmiş, kıyıları kimyasal atıklarla zehirlenmiş, tek dişi kalmış canavar bir medeniyet tarafından geleceği çoktan elinden alınmış Somali’ nin. Batı her zaman batılığını yaptı. Yanlış olan Müslüman ülkelerin batıdan medet ummasıydı. Müslüman’ın Müslüman’ a en çok ihtiyacı olduğu zamanlarda gerçek bir yardımlaşma içerisinde olamamaları da ayrı bir kıyamet manzarası. İslam ülkeleri kendi içlerinde birbirlerini yemekle meşgulken büyük bir senaryonun en acıklı sahneleri üst üste oynanmakta.



Günümüzün ayrımcı, bencil, duyarsız dünyasında ""İnsan" olabilmek gerçekten de artık bir "Kahramanlık" işi...Somali’ yi yüreğinde hisseden, bu ağır insani harabiyet manzarasının ortadan kaldırılması için ufak da olsa çaba gösteren herkes birer kahramandır.







4 Ağustos 2011 Perşembe

Mahya İsteriz!

Her ramazan ayı geldiğinde camilerin minarelerinde yanan beyaz floresan lambalar oruç tutsun tutmasın herkesin farkındalığını arttırıyor. Tıpkı gündüz trafiğinde seyrederken dikkat ve tabii ki farkındalık alanını genişletmek amacıyla yakılan farlar gibi. Ramazan ayının geldiğini ve gittiğini minare ışıklarından ayrıca bilinçaltımıza sessizce gönderdiğimiz mesajlarla kaydediyoruz. Bir de mahyalarımız olsaydı o minarelerimizde o mesajlar kim bilir nasıl daha coşkulu ve belirgin olurdu.

Işıl ışıl bir mahya manzarası ile müşerref olmak için illa büyük şehirlerde mi yaşamalıyız. Belki de bir zamanlar Üsküdar halkının yaptığı gibi isteğimizi biraz yüksek sesle dile getirmeliyiz. Zamanında Üsküdar halkı istemiş. O kadar istemişler ki tek minareli camiye bir minare daha ekletmişler. Mahyalarına kavuşmuşlar. O zamanlarda mahya ile halk arasında olan arz ve talepteki iştiyakı bugün anlayabilmek biraz zor tabi. Halk her gün yeni mahya yazısı okumak için merakla pencerelere çıkarmış. Ki bir ay boyunca sergilenecek olan mahya yazıları için bir sene hazırlık yapılırmış. Kandiller, halatlar, fitiller bu sistem içinde yağmurdan, rüzgardan etkilenmeyecek şekilde bin bir zahmetlerle hazırlanırmış. Şimdi elektronik sistemlerle her şey bir düğmeye basılarak idare edilmekte. 400 yıllık bu çok anlamlı ve güzel Osmanlı geleneği büyük şehirlerde hala yaşatılmaya çalışılırken küçük şehirler bu geleneğe oldukça uzak kalmış.

Bu  ramazan ayında  Diyanet İşlerinin bu sene yoğun bir çalışma içinde olduğunu geçen seneden daha fazla camii mahyalarla süsleyeceklerini   haftalar öncesinden basından okuduk.  Müftülükten aldığım bilgiye göre Ünye’ de üç cami mahyalandırılmış. Merkezde ise bu sene mahya asılan cami yok maalesef.  Karşıyaka camii, Ensar camii, İmam Hatip camilerinden sonra Ulu camiinin de İki minaresi var öğrenebildiğim kadarıyla. Yani  minarelerimiz mahyalarını bekliyor .

İnşallah çok beklemezler.

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...