26 Ocak 2011 Çarşamba

Davete İcabet Gerek!



Boztepe’ ye çıkmalı şu Ordu’ ya bakmalı. Ama yürüyerek çıkmalı ve yürüyerek de inmeli. Hayatta en azından bir kere yapmalı bunu her Ordu’ lu. Tabanlarımız su toplamalı bir kez bu uğurda. Herkesin kendi arkadaş veya akraba çevresinde bu aktiviteye katılmaya hevesli en az 8-10 kişi vardır.

Ulaşım sıkıntısı olduğu zamanlarda köyden şehre, şehirden köye yürüyerek inmişizdir pek çoğumuz. Ellerimizde çantalar, annelerin kucağında, babaların omzunda çocuklarıyla çok yürümüşüzdür. Bu mecburi yürümeler yok artık hayatımızda; ama yaşadığımız çağın bize hediye ettiği sıkıntılardan dolayı eskisinden daha çok ihtiyacımız var yürümeğe.

Boztepe’ mizin çok da aldırış etmediğimiz bir davetidir yamaçlarından zirvesine doğru yürümemizi işaret ettiği davet. Yemyeşil, bol oksijenli, çam kokulu bir davetiyedir gönderdiği. Sahil boyunca Boztepe’ yi tam karşımıza alarak yaptığımız yürüyüşler esnasında “Ben buradayım, sen orada ne yapıyorsun. Düz yolda herkes yürür.” Der gibidir sitemli bir tebessümle. Boztepe’ yle böyle bir göz- kulak ve de muhabbet teması kuran tek Ordu’ lunun ben olmadığımdan eminim. 



1997 Yılında bir grup arkadaşla yaptığımız yürüyüşün tadı hala damağımda. Böyle bir yürüyüşün ardından bir çeşit fetih duygusuna kapılıyorsunuz. Boztepe’ den gördüğünüz Ordu artık sizin Ordu’ nuzdur. Her zamankinden daha fazla Ordu’ lu olursunuz o yürüyüşün ardından. Hala devam ediyorlar mı bilmiyorum ama düzenli olarak Boztepe’ ye inip çıkan bir ikili ile yolda karşılaşmıştık. Oldukça sağlıklı ve dinç görünüyorlardı.

İki ayrı yoldan araba ile inip çıkılıyor bildiğiniz gibi Boztepe’ mize. Teleferik de bir üçüncü yol olacak yakın bir zamanda. Biz o yıl Boztepe’ ye yürüyerek çıkarken bazı kestirme yollara girmiştik bilen arkadaşların önderliğinde. Dördüncü alternatif yol da Trakking sporu için açılan bir yol neden olmasın? Bana bir hayal sundu Boztepe, ben de şimdi o hayali sizlerle birlikte projelendirmeye çalışıyorum.


Ruhumuzda ve bedenimizde biriken maddi ve manevi yüklerimizden kurtulmak için en yapılası spordur yürüyüş sporu. Bu sebeple dağ bayır demeden yürüyor insanlar. Alanya kalesine gidenler bilir. Genellikle yabancı turistler kaleye giden o dik yokuşta sabah yürüyüşlerini yaparlar.

Sümela ve Nemrut dağına da dostlarla muhabbet ederek yürüyerek çıkmak ayrı bir zevktir. O kadar uzağa gitmeye ne gerek var diyenleriniz, muhakkak köyümün Kurul kayalıklarına çıkan (Ordumuzun sıra dışı abisi Enis Ayar’ ın yapılmasına vesile olduğu) merdivenleri tırmanmışlardır.

Teleferik inşaatı yer yer tartışmalarla devam ederken, yamaç paraşütü ve bisiklet turlarının dışında her yaştan ve her kesimden insanın katılımının sağlanabileceği Boztepe’ ye düzenli yürüyüş turlarının başlamasıyla, şehir insanının hastalık grafiği de böylece aşağıya çekilmiş olurdu kısa bir süre içinde.

Çok mu hayalperest olduğumu düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bence; Boztepe’ nin davetine icabet etmemek bizim kaybımız olur.






14 Ocak 2011 Cuma

Kargalar ve Turnalar


Aynı gökyüzünün altında farklı iklimlerde yaşıyoruz. Kimimiz yaz mevsiminin, kimimiz kış mevsiminin ortasındayız. Göçmen kuşlar ise gökyüzünün altında daima yaz mevsimini kovalıyorlar.

O yıl tam da sonbahardan kışa geçiş zamanlarında Almanya’ da kız kardeşimin yanındaydım. Memlekete kar düşmeden biz bir sabah karlı günlere uyandık Asendorf’ ta.

Soğukların iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığı günlerden bir gün Asendorf’ un gri semalarından bir turna sürüsü geçti. O  yörenin halkını  kendilerine has sesleriyle selamlıyorlardı sanki. Masal evlerini hatırlatan kırmızı tuğlalı, bahçeli, dubleks villa, sivri çatılı Asendorf evlerinin üzerinden bir turna sürüsünün geçtiği o günü zaman zaman hatırlamam Marienne’ nin bu olaya gösterdiği tepki yüzünden. Turnaların giderken çıkardığı sesleri duyduğunda hemen kapıyı çalarak bize de haber vermişti. Oldukça heyecanlıydı. “Turnalar geçiyor! Turnalar geçiyor!”derken, Turnaların selamını büyük bir coşku ile alıyordu Marienne,  ben ise o an ilk aklıma düşen türküdeki “Telli Turna”yı selamlıyordum .

Telli turnam selâm götür, 
Sevgilimin diyarına 
Üzülmesin ağlamasın, 
Belki gelirim yarına, cananıma 

Meğer  türkülerde ne çok gurbetten sılaya, sıladan gurbete gönül köprüleri kurmuş Turna kuşları. Haberler götürmüş, haberler getirmiş iyi, kötü, tatlı, acı. Ne tarafa gitse gurbete düşen insanlarla, dertleşmiş, hasbihal etmiş Turnalar.

İnternet ve diğer iletişim araçları sayesinde şimdi ne hasretler tam hasret, ne gurbetler tam gurbet diye düşünebilirsiniz. Acaba hangisi daha iyi. Gurbeti ve sılayı tam yaşamak mı yoksa yarım yaşamak mı bilmiyorum ama  o Turnalar o Türkülerde kaldı. Ayrılık acıları, aşk acıları başta olmak üzere daha bir sürü duygular  yarım yaşanıyor. Her şey arafta. Bizi artık Turnalar da kurtaramaz.

Başlıktaki Kargalar nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim. Babam,  yavru iken bakıp büyüttüğü kargayı  bir acemi avcının  vurup öldürdüğünü anlattı bugün köyde. O kargayı hatırlamıştım. Babamın omzuna, göğsüne konar, ağzından bir şeyler yerdi. Öldürülüş şeklini yıllar sonra bugün öğrenmeme rağmen çok üzüldüm. Kendisine silah doğrultan avcının omzuna konmaya çalışıyormuş. 

Kargalarla ilgili bazı yazılar okudum. İnsanlarla bu kadar yakın olup hakkında onca olumsuz şeyler söylenen karga, bana insanlarla sadece hayal aleminde yakınlıklar kurulabilen Turnaları hatırlattı nedense. Kargalar için “Besle kargayı oysun gözünü” ; “Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz” gibi gayet olumsuz mesajlı sözler sarf edilir. Babamın bir karga ile kurduğu dostluk bir yanda, pek çok türküye anlam üstüne anlam katan Turnalardan biri ile bile göz göze gelmeyen insan oğlunun duyduğu muhabbet bir yanda. Üstelik Kabil Habil’ i öldürdüğünde Karga’ dan öğrendi ne yapması gerektiğini.

Uzak ve erişilmez olana duyulan bu ilgi ve sevgi neden diye sorası geliyor insanın.
Karganın ne kadar zeki, hatta eğitildiğinde konuşabilen, tarlalarda zararlı böcek ve sürüngenleri yiyerek yok eden hizmetlerinin karşılığı bu mu olmalı?

İnsan ilişkilerimizde de bu yok mudur. Yakınımızdakinin değerini bilmezken uzağımızdakine anlam üstüne anlam yükleriz. Kara sevdalar erişilmez uzaklıklardan, kan davaları aşırı yakınlıklardan doğar.

Bir yerde bir yanlış yapıyoruz. Ve Kargalarla Turnalar belki de bizlere bunu anlatmaya  çalışıyorlar lisan-ı halleriyle. Dikenlerimizin  birbirimize batmayacağı ve ruhumuzun üşütüp yataklara düşmeyeceği  bir mesafeyi işaret ediyorlar sanki.























sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...