27 Ekim 2011 Perşembe

Çağatay


Kütahya Gediz depreminde  ailesinin bütün fertlerini kaybederek bizim şehirdeki yakınlarının yanına gönderilmişti “Çağatay” . Derin bakışları, alnına düşen kahküllü sarı saçlarıyla her deprem haberinde  zihnimin başköşesine gelir kurulur küçük depremzede sınıf arkadaşımız ilkokul yıllarımdan. Çocuk hissiyatımızla kendisi için üzülüp durduğumuzu hatırlıyorum. Gözümüzü üzerinden ayıramıyorduk. Kaçamak bakışlarımızla belki de içinde bulunduğu ruh halini daha da zorlaştırdık bilmeden istemeden.Teneffüslerde koşup oynarken yüzündeki gülücükler ondan çok bizi mutlu ediyordu etmesine ama bir yandan da tam olarak anlayamadığımız bir nedenle aslında biz bu güzel deprem çocuğuna büyük beden bir hüzün elbisesi giydirmiştik kendimizce...

Çağatay' lar şimdi Van' dalar... 

22 Ekim 2011 Cumartesi

Bizim Eller (Bestami)

"Bizim eller" diyebilmek aidiyet duygumuzun zirvesidir.Alır bize getirir bizim saydığımız her şeyi; havayı, suyu, dağı, taşı, dereyi, tepeyi, bir çeşme başını, bir ağaç gölgesini, bir kuzu melemesini, gönül koyduğumuz gönül dolusu türkülerimizi gönül hızıyla... Hatta bizim olmayan yerleri de bizim yapma ihtimali vardır gönlümüzden bir şeyler katabildiğimiz ölçüde... En "Yaban eller" bile "Bizim eller" olur böylece...

15 Ekim 2011 Cumartesi

Kapı

æ



Yağmur yağdı yağacak. Şemsiye de almadım yanıma. Romatizmalarım zaten iki gündür eklem yerlerimi  ele geçirdi. Bir koşu işlerimi bitirmek ve hemen eve dönmek derdindeyim. İlk uğrayacağım dükkanın önünde indim dolmuştan. Çabuk çabuk işimi bitirdim çıktım. Uğramam gereken diğer dükkana oldukça uzak bir mesafedeyim. 

Yağmurun öncüsü çise de atmaya başladı bir yandan.
Geçtiğim sokak  otuz yıl önce evlenerek yerleştiğim sokak. Gelin geldiğim ev de işte tam önümde. Kapının şekli boyası aynen duruyor. Gayri ihtiyari yavaşladım.  

Aklımdan bir sürü hatıra geçmeye başladı. Bu demir kapıdan on sene girdik çıktık. Çocuklarım her sabah bu kapıyı açarak okullarına gittiler. Eşim elinde ekmekle  bu kapıdan geldi akşamları. Komşu günlerine bu kapıdan çıktım kucağımda çocuklarımla. Rahmetli halam bu kapıdan geldi bir gün aniden yeni evlenmiş yeğenini ziyarete  ve fasulye diblesi yaptıktan sonra bu kapıdan uğurladım onu bir ikindi vakti.

Evliliğimin ilk on yılı bu evde geçti. En güzel on yılı. İlk kez bu evde anne oldum. Eşimi asker dönüşü bu evde karşıladım. Sonra kızım doğdu. Becerikli komşularımla yufkalar açtık, tarhanalar yaptık...

Ne çok açıp kapadım ben bu kapıyı. Evin arkasındaki duvardan düşerek kafasını yardığında komşu Hikmet bey benim haberim olana kadar oğlumu hastaneye götürüp tedavi ettirip bu kapıdan bana getirdi.

Annem torunlarının elinden tutarak bu kapıdan çıkıp onları okullarına bıraktı kendi iş yerine giderken.

12 eylül ihtilali de bu evdeyken girdi hayatımıza.

Çok misafir ağırladım ben bu evde bütün acemiliğime rağmen.

Ve bir gün konu- komşu ile helalleşerek bu kapıdan çıkıp başka bir eve taşındık.

Dile geldi kapı resmen. Benimle hasbihal etmek istedi. Vefa bekledi sanki yıllar öncesinin hizmetlerinin bir karşılığı olarak.

Yağmur artmaya başladı.

Şemsiyem de yok.

Hızlı adımlarla yürüyerek uzaklaştım kapıdan, evden, hatıralardan…


Vesikaya Dört Resim

“Neye lazım vesikalık resim? Herifi mi boşuyacan?” diye espri ile sorunca bizim fotoğrafcı abi “Af”tan yararlandım üniversiteye kayıt yaptıracam” diyemedim ben de tabi olarak. Öyle ya vesikalık resim bu yaştan sonra  ikametgah, tapu işlemleri ya da boşanma belgesi için lazım olabilirdi.

Aslında evde önceden kalma 5-6 tane vesikalık resmim vardı  ama yeni olsun istedim. Daha da doğrusu evdekini beğenmediğim için yeniden vesikalık bir resim çektireyim dedim iyi çıkacağını umut ederek.

En son vesikalık resim çektirmeye gittiğimde yüzümün ortasına“Poft” diye patlayarak gözümü bir süreliğine kör eden flaş bu sefer patlamadı. O her an devrilecek imajı veren ayarlanabilir taburede  fotoğrafcının talimatlarına uygun verdim pozumu. Başımı hafif sola eğerek ve hafif de tebessüm ederek. Gözünü kırpma! Elleri göbeğinde kavuşturmak serbest..

Bir saat sonra almaya gittiğimde ise resme bakar bakmaz tam bir hayal kırıklığına uğradım. Az da olsa iyi çıkar diye ümit etmişim demek ki farkında olmadan. Ne gezer! Neden hep böyle kötü çıkılır vesikalık resimlerde bileniniz var mı? Eti,  kemiği benim ama ifadesi asla benim değil fotoğraftaki kadının. Yok böyle bir ifadem benim yahu! O kadar aynaya bakar dururum senelerdir hiç böyle bir bakışla karşılaşmadım ben…

E napılır bundan sonra tabii ki doğru başka bir fotoğrafcıya gidilir.

Bu defa espriyi ben yaparak giriyorum içeriye. “En az 10 yaş gençleşmiş bir vesikalık fotoğraf istiyorum” 

Ve ilk defa doğru düzgün bir vesikalık resmim oluyor. Şaşırıyorum.

Güzel çıkmış bir vesikalık resmin insana iyi hissettirmediğini kim söyleyebilir!

Keramet espride miydi yoksa?



sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...