27 Kasım 2013 Çarşamba

Macera bitmedi


Aslında söylenecek yeni bir şey yok içinde bulunduğum süreçte. Her şey aynı.. Gözümü açar açmaz aklıma , yumar yummaz rüyama giren sevimsiz ve davetsiz misafirimle geçiyor günlerim. Bazı sabahlar gözümü açmayı hiç istemiyorum... Zihnim onunla yatıyor onunla kalkıyor. Etrafımda şimdiye kadar hiç bilmediğim bir sinerji oluştu onun yüzünden. Kurtulmak ne mümkün.. Sağır sultan bir yerlerde beni konuşuyor. Aaaa! diyor Vah vaah! diyor! Diyor da diyor ... Ne dediğini bilmeden, düşünmeden, hissetmeden... Bazen de aşırı hissederek... Böyleymiş bu işler maalesef... Değişir mi değişmez mi bilmem ama bu şimdiki kanser hastaları ve tabii ki ileri teknolojinin yeni buluşlarına bağlı bir şey biraz da... Belki de görmek mümkün olur...

Hayretle farkına vardığım bir başka şey ise insanların nasıl yanlış beslendikleri. Bunu anlamam için kanser olmam gerekiyormuş. Onlar da anlayamıyor bu yüzden.  Ben yediklerime içtiklerime ne kadar dikkat edersem çevremdekiler o kadar dikkatsiz... Çok korkunç bir gerçek bu...Mütemadiyen aman yemenize içmenize dikkat edin; Boğazınızın canınıza kastettiğini görmüyor musunuz gibi uyarılarda bulunmak istiyorum. Ama kelimelerimin ağzımdan çıksa bile muhatabına ulaşamadığını üzülerek görüyorum... Başka bir boyuttan bakıyorum artık dünyaya ve bir önceki boyuttaki halimle çarpışıyorum  nereye dönsem...

418 numaralı hastane odasındaki insanlar geldi bugün yine aklıma... Kapıdan girişte sağ köşede yatan kırmızı pijamalı abla, hemen yanındaki yatakta artık iyileşip eve dönmek için gün sayan Emel, benim yatağımın yanındaki ak saçlı yetmiş yaşındaki babaanne... Hayata nasıl da sıkı sıkı tutunuyordunuz... İnşallah sıhhattesinizdir...

Doktorlar on güne yakın bir mola verdikleri için yarın memlekete doğru yola çıkacağız. Asıl macera dönüşte...





 

18 Kasım 2013 Pazartesi

Bu da geçer!

Teşhisin akabinde ameliyat dönemi de geçti. Halden hale geçerek ilerliyoruz yolumuzda. İnternette daha önce hiç ilgimi çekmeyen kanser öyküleri okumaktan gına geldi. Ama herkesin öyküsünün kendine özel olduğunu anlamış oldum en azından. Çemberin içinde olanlar ve olmayanların hali başka başka. Bu da çok doğal bir durum." Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" ve "Ben ol da bil!" sözlerindeki anlam muhataplarını buluyor hayatımda bir kere daha. Onlara kızmıyorum, anlıyorum ve bu yüzden kötü etkilenmiyorum.

Hastalar risalesinde okuduğum "Ey Hasta Sabret! Hastalık vazifesini yapacak ve gidecek !" ve Sebahattin Ali' nin kitabında okuduğum "Kuvvetli bir kafanın sevince çeviremeyeceği ızdırap yoktur " cümlelerindeki manaları sık sık aklımdan geçiriyorum şu sıralar. Kuvvetli bir kafa, kuvvetli bir kalpten ayrı olabilir mi diye de sorasım geliyor kendi kendime. Bu karmaşık günlerden maddi ve manevi kazançlarla çıkabilmemiz  kalbe ve kafaya ne kadar hakim olabildiğimizle çok alakalı kısacası...

Hava çok güzel bugün burada. Çıkıp biraz dolaşacağız. Kafayı kuvvetlendirmenin bir yolu da kafayı dağıtmak ama öyle değil mi?




 

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...