22 Ocak 2013 Salı

Kutlu olsun



Mevlit kandili dolayısı ile Hz. Muhammed s.a.v in maneviyatını anlamaya, insanın uzun öyküsü içerisinde tuttuğu yeri algılamaya, ruhaniyetine salat ve salamlar ile ulaşmaya gayret edeceğiz. Bugün bir yandan Peygamberlik müessesesine kuşku ile bakanlarımızın da durup düşüneceği bir gün olabilir; Yaratılış gerçeğimizde insanın insanla terbiyesi konusunda peygamber rehberliğine akıl ve kalp cephelerinden bakmaya çalışanlar bambaşka duygu ve düşüncelerle hemhal olabilecekler diğer yandan. İnancımızın hakiki bilgi ile buluştuğu, yaratılış cevaplarımıza ulaşabilme yolunda düşünülesi, hissedilesi bir bereketli zaman dilimini hep beraber paylaşabilmek ümidiyle Mevlid kandiliniz kutlu olsun…


En acılı anında bile rehber olmaya devam ediyor... 

"Hicretin sekizinci yılı, Zilhicce ayında Rasûlü Ekrem'in Hz.Mâriye'den doğmuş olan oğlu Hz.İbrâhim, Hicretin 10.yılında Rebiülevvel ayının 10. salı günü vefât etti. Vefat ettiği zaman 16 aylıktı. (18 olduğunu söyleyen de vardır.)

Allah Rasûlü'nün evlâtlarından bâzıları çocukken vefât etmiş, bâzıları ise anne olduktan sonra vefât etmişler, hayatta yalnız sevgili kızı Hz.Fâtıma ile oğlu Hz.İbrâhim vardı. Fakat, O da hastalanmıştı. Peygamber Efendimiz, hasta yavrusunun yüzüne bakarak; "Allâh'ın takdirine karşı elden ne gelir, Yâ İbrâhim!" dedi. Gözlerinden yaşlar aktı. Nihâyet emr-i Hak vâki oldu. Gözleri yaşlarla dolan Peygamberimiz; "Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Allâh'ın rızasına uygun olandan başka bir söz söyleyemeyiz. Ey İbrâhim! Seni kaybetme yüzünden derin bir hüzün içindeyiz." buyurdu.

Yanında Abdurrahman ibn-i Avf; "Sen de mi ağlıyorsun? Yâ Rasûlallâh!, böyle ağlamaktan halkı Sen men etmemiş miydin?" dedi.

Peygamber Efendimiz; "Ben, ancak kendisinde bulunmayan hasletleri sayıp dökerek, ölü üzerine bağıra çağıra ağlamaktan men ettim. Ben sizi, günah ve hamâkat olan iki bağırıştan (Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışı ile şeytan kavalından; Musîbet ve felâket sırasındaki bağırışla yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmak ve şeytan şamatasından) men ettim. Benim bu ağlamam ise bir acımadan ibârettir. Acımayana acınmaz." buyurdu.

Hz.Peygamberimiz, oğlunun namazını kılarak toprağa verdi. Mezara nişan dikip; "Faydası da yok, zararı da, fakat, geride kalanı tatmin eder" buyurdu. Bir kırba su getirterek, onu kabrin üzerine saçtırdı.

O sırada güneş tutulmuştu. Halk, güneşin tutulmasını; "İbrâhim'in ölümü için tutuldu." diye yorumlamışlardı. 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; "Güneş ve ay Allâh'ın âyetlerinden iki âyettir ki, bunlar hiçbir kimsenin ne hayâtı ne de vefâtı için tutulmazlar. Bunları, tutulmuş gördüğünüzde hemen mescidlere sığınınız. Küsuf (tutulma) açılıncıya kadar Allâh'a duâ ediniz ve namaz kılınız." buyurdu.
Hasan Arikan - www.ihya.org - Muhtasar Islam Tarihi"

21 Ocak 2013 Pazartesi

Çok işim vaar!





Şartlar oluştuktan sonra beynimin bir bölümü gün içinde olur olmaz zamanlarda yol hazırlığına dair bir sürü şeyleri programlayıp duruyor. Bugün yol hazırlığı ile ilgili hiçbir şey yapamadım. Öğleden önce ve sonra eski ve yeni arkadaş gruplarıyla haftalık rutin programlarıma devam ettim.. Görüşemeyeceklerimle helalleştim. Artık abbas yolcu olduğumu en çok o sırada hissettim. Çamaşır yıkamaya, asmaya, toplamaya, katlamaya da devam ettim aralıksız tabii bu arada eve girip çıktıkça. Hamburg çok soğukmuş. Sıkı bir kaban ve sıkı bir bot almıştım kardeşimin uyarısı üzerine.  Yün içlikler tamam. Yün çorap alınacak. Polar bir atkı kabana takviye edilmek üzere o da tamam. İlaçlar tamam. Önemli olan sağlık sigortası. O da yaptırılacak. Pasaportu yeniledik. Bugün elimize geçti. Yarın, öbür gün evi, eşyaları, çamaşırları, bulaşıkları filan elden geçirmeli. Kıyı köşe tozlar alınmalı. Çaki konusu konuşulmalı. Hayvancağıza yem vermeyi su vermeyi bir kişinin üzerine alması sağlanmalı. Yoksa kuşçuya bırakılmalı. Bir ihmale uğrarsa çok üzülürüz Allah c.c korusun. Vee artık valize en az bir aylık eşya yerleştirilmeye başlanmalı. Kışlıklar tabii ki. Kıyafetleri rulo yaparak koymayı tavsiye ediyorlar bazı sitelerde. Daha az yer kaplarmış. E uçakta kilo sınırı da hesaba katılmalı. Şu jet lag konusu nedir bir kere daha araştırılmalı. Fazla da heyecana kapılmamalı:)
Çok işim vaar!

http://www.uzmantv.com/jet-lag-nedir

20 Ocak 2013 Pazar

Geri sayım başladı



Geri sayım başladı. Bir hafta sonra başka bir ülkede, başka bir iklimde nefes almaya başlayacağım. Tabi hala alacak nefesim kaldıysa. Uzun bir yolculuk öncesinin ruh hali içindeyim. Belki üç ay belki daha az bir zaman diliminde gurbeti yaşamak var nasipse. Yapacağım işlerin kabarık bir listesi var önümde. Her gün bir şey ekliyor, bir şey çıkarıyorum. Gidip de dönmemek gelip de görmemek var sözü de yakama yapıştı bu aralar; ki tam da böyle zamanları kollayan bir söz. Biliyorum ki her gidişin bir dönüşü olacak ve sayılı günler de tez geçecek. Duygular sürekli değişip duracak. Vesveseler peşimi bırakmayacak. Özlemler şimdiden yürek kapılarını zorluyor.Yolların, zamanların ve mekanların biricik sahibine sığınarak yola koyulduk artık. İnşallah her şey çok güzel olacak...

19 Ocak 2013 Cumartesi

Güzel bir yorum


Dost dost diye nice nicesine sarıldım 

Dost dost diye nice nicesine sarıldım 
Benim sadık yârim kara topraktır 
Beyhude dolandım (ey yar) boşa yoruldum 
Benim sadık yârim kara topraktır kara topraktır 



Nice güzellere (ey yar) bağlandım kaldım bağlandım kaldım 
Nice güzellere (ey yar) bağlandım kaldım bağlandım kaldım 
Ne bir vefa gördüm ne faydalandım 
Her türlü isteğim (ey yar) topraktan aldım 
Benim sadık yârim kara topraktır kara topraktır 



Koyun verdi kuzu verdi verdi süt verdi verdi süt verdi 
Koyun verdi kuzu kuzu verdi süt verdi verdi süt verdi 
Yemek verdi ekmek verdi et verdi 
Kazma ile döğme döğmeyince kıt verdi 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Âdemden bu deme neslim getirdi neslim getirdi 
Âdemden bu deme (ey yar)neslim getirdi neslim getirdi 
Bana türlü türlü meyva yetirdi 
Hergün beni tepe tepesinde götürdü 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Karnın yardım kazmayınan belinen (ey yar) belinen 
Karnın yardım kazmayınan belinen (ey yar) belinen 
Yüzün yırttım tırnağınan elinen 
Gine beni karşı karşıladı gülinen 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



İşkence yaptıkça (ey yar) bana gülerdi bana gülerdi 
İşkence yaptıkça (ey yar) bana gülerdi bana gülerdi


Bunda yalan yoktur herkes de gördü 
Bir çekirdek verdim verdim dört bostan verdi 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 


Havaya bakarsam (ey yar) hava alırım hava alırım 
Havaya bakarsam (ey yar) hava alırım hava alırım 
Toprağa bakarsam dua alırım 
Topraktan ayrılsam (ey yar) nerde kalırım 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Dileğin var ise (ey yar) iste Allah'tan iste Allah'tan 
Dileğin var ise (ey yar) iste Allah'tan iste Allah'tan 
Almak için uzak gitme topraktan 
Cömertlik toprağa (ey yar) verilmiş Hak'tan 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Hakikat ararsan (ey yar) açık bir nokta açık bir nokta 
Hakikat ararsan (ey yar) açık bir nokta açık bir nokta 
Allah kula yakın kul Allah' a 
Hak'kın gizli hazi hazinesi gizli toprakta 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Bütün kusurlarım (ey yar) toprak gizliyor toprak gizliyor 
Bütün kusurlarım (ey yar) toprak gizliyor toprak gizliyor 
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor 
Kolun açmış yollarımı gözlüyor 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 



Her kim ki Olursa (ey yar) bu sırra mazhar bu sırra mazhar 
Her kim ki Olursa (ey yar) bu sırra mazhar bu sırra mazhar 
Dünyaya bırakır ölmez bir eser 
Gün gelir Veysel'i (ey yar) bağrına basar 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır 
Benim sadık yarim kara topraktır kara topraktır

Mutlu öldü




İnsanın insanla insani paylaşımları arttıkça hiç farkında olmadan aralarında bir gönül bağı kuruluverir. Radyo ve televizyonlardan dinleyici ve izleyicilerle de bu bağlar kolayca kurulabiliyor. Bazen yüz yüze başaramayacağımız kalitede ilişkiler de kurabiliyoruz. Mehmet Ali Birand la Türk halkı arasında da bu türden bir bağ vardı. Saygı, sevgi, hoşgörü, bazen eleştiri ağırlıklı bir ilişkinin doğal sonucuydu bu. Mehmet Ali Birand ile ne paylaştık da bunca üzüldük sorusuna herkesin kendine göre bir cevabı olur herhalde. Ölümün gölgesi üzerine düşeli beri çıktığı programlarda iç dünyasını olabildiğince ama üzmeden, istismar etmeden öyle güzel açtı ki insanlara şimdi bütün Türkiye bu inceden verdiği mesajlara kilitlenmiş durumda.Yazdıklarıyla, çizdikleriyle, televizyon programlarıyla bu toplumun düşünce dünyasında önemli yer işgal etmiş, olaylara dolaylı dolaysız yön vermiş düşünen, soran, sorgulayan, anlamaya çalışan ve toplumun kangren olmuş meselelerini farklı bakış açılarıyla ele almaya cesaret eden bir gönül adamıydı bana göre. 
Mutlu öldü..


"romanın sonunda ise, mersault zatülcenp hastalığının pençesinde kıvranırken "mutlu ölmenin" sırrını keşfediyor. mutlu ölmek demek; ardında seni her zaman sevgi ve saygı ile anacak insanlar bırakmak değildir. mutlu ölmek; zamanı ele geçirmeye kabiliyetli bir insanın, yaşama istemi vasıtasıyla yaşamını bir üst kerteye taşıyabilmesidir. böylece hayata sirayet eden ve onu dayanılmaz bir azaba döndüren ölüm korkusu da alt edilmiş olur. zira bu korku, hayatlarını ellerinde tutmayı beceremeyen insanların ölümün soğukluğunu bedenlerinde hissetikleri anda duydukları acı bir pişmanlıktır."
(Albert Camus' un Mutlu Ölüm adlı eseri üzerine bir yorum. Bir ara okumalı.)

14 Ocak 2013 Pazartesi

Biraz mola


Her şey gün geçtikçe çok fazla birbirinin içine nüfuz etmeye başladı. Kördüğüm hissi kapıda. Sonra çöz çözebilirsen. Biraz mola alalım mı?


10 Ocak 2013 Perşembe

18- Kolay Kek


 Bu kekin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Dün hazırlamıştım hamuru bugün pişirebildim çok şükür. Önceki yazımda anlattığım gibi yeni aldığım Termikel' in azizliğine uğradım. Bu defada altı beyaz kalmış. Ayarlarını yanlış yaptığımı düşünmeyin sakın. Arızalı fırını yenisiyle değiştiren arkadaşa ayarlatmıştım; Ki yanlışı bende bulmasınlar diye. Ama içi çiğ kalmamış neyse ki. Şu anda misafirlerim içerde afiyetle yiyorlar. Tarifi aldığım blogun linkine tıklayın. Diğer tarifler de nefis görünüyor. Ben bu kolay kek hamuruna sadece biraz toz zencefil ile tarçın kattım. Denerseniz pişman olmazsınız. Afiyet olsuun...

"Malzemeler;
- 3 yumurta
- 1 su bardağı sıvıyağ
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı yoğurt
- 3 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu

Hazırlanışı;
Yumurta ve şekeri derince bir kapta çırpın, yağ ve yoğurdu ilave edip çırpmaya devam edin. Kabartma tozunu una katıp eleyerek karışıma ekleyin ve yine karıştırın. Kek kalıbını margarinle yağlayıp, unlayın. Önceden 180 C'ye ısıtılmış fırında 30-35 dakika kadar pişirin. Afiyet olsun!"

Tarif aynı ama manzara farklı. 
http://marifetteyze.blogspot.com/2007/02/kolay-kek.html



9 Ocak 2013 Çarşamba

Termikel


Kızmayalım kızmayalım da buna da mı kızmayalım? Özellikle böyle durumlarda saçlarımız diken diken olmaz mı öfke ve kızgınlıktan? Kızmamak için kendi kendimizle içimizde verdiğimiz mücadele problem ortadan kalksa bile bir süre yıkıcı yıpratıcı etkisini devam ettirir. Olan olmuştur ve her şeye ve herkese güvenimiz bir kez daha sarsılmıştır artık. Sadede geleyim fazla uzatmadan. Sizin de başınıza böyle bir iş gelmiş olabilir. Onun adı Termikel. O bir fırın. Pasta fırını. Meğer yeryüzüne böyle bir marka gelmiş de bizim haberimiz olmamış. Pasta fırını ihtiyacımı çamaşır makinesi alışverişinin arasına sıkıştırmıştım ne güzel ama bu şekilde dümura uğramayı hiç beklemiyordum doğrusu. Kek hamuru tepside kaldı ve bu markayı internette araştırdığımda böyle can sıkıcı arızalarla karşılaşanın bir ben olmadığımı da anlamış oldum. İlk defa bilinen markaların dışında bir beyaz eşya almanın azizliğine uğradık ki ne uğraması çarptık resmen. Tecrübe tecrübe tecrübe... Marka marka marka... Kendini ısıtmaktan aciz Termikel yüzünden buzdolabında pişirilmeyi bekleyen kek hamurum;"Beyaz eşya markalarının köküne kıran mı girdi? Termikel ney laaan?" der gibiydi:)  Geçmiş olsun bize ve aşağıda gördüğünüz linkteki adı Termikel kendisi marka olmayan marka mağduru kader arkadaşlarımıza...Hep beraber bir kere daha anladık ki ucuz etin yahnisi yenmiyormuuuşşşşşşş...


(İlk karşılaşmamızda bıraktığı etki ile yazdığım bu yazıya artık Termikel ile aramızı düzelttiğimizi belirterek parantez açtım. Yine de tetikteyim. Yenisi ile değiştirdiğimiz fırınımız şu sıralar gayet formunda. Komşular arasında yaptığım mini ankette üç komşum hemen geri ver derken bir komşum ben çok memnunum dedi. O arada da peşpeşe fırına sürdüğüm kek ve börek çok güzel piştiği için suçunu bana affettirdi Termikel. Ona bir şans verme kararı aldım. İnşallah pişman olmam. Hem tamircilere de benim gibi müşteriler lazım ama değil mi:)

http://www.sikayetvar.com/firma/detay/termikel

6 Ocak 2013 Pazar

Üçünü de çok sevdim



Geliştiremediğim müzik yeteneğimin kahramanlarından ikincisidir Akordionum. Birincisi Mandolinimdi. Ve kırkımdan sonra  Sazım da üçüncü sıradan girdi hayatıma. Üçünü de çok sevdim. Ama maalesef kıymetlerini bilemedim. Okul şarkıları ile başlayan sonra kendi kendime Mandolinimde çıkardığım o günün şarkıları, türküleri ile devam eden ilkokul yıllarım. Durmadan pena kaybediyor pena alıyordum rengarenk. Güneşli bir 23 nisan bayramında koroda çalmıştım okulun bahçesinde. Biri de resmimizi çekmişti hala resim albümünde duran. Ersen abidir muhakkak. Ailelerimizi tanıyordu. Eşi de öğretmendi kendisi de. Sonra akordion istemeye başladım nerden görüp, akıl ettiysem. Arkadaşlarımızdan etkilenmişimdir herhalde. Çok güzel çalıyordu arkadaşımız Taner (Aksoy) hatırladığım kadarı ile. Annem- babam da tutmuşlar bir gün orta boy bordo renkli bir akordion almışlar bana. Sonrası kardeşlerimin de dahil olduğu ama daha çok benim akordionumla başbaşa geçirdiğim şarkılı- türkülü anlar . Siyah beyaz tuşlarla bütünleşmiştim adeta. Her şey bitmiştir artık, O ağacın altı, Buruk acı, Derruli… Ha önce benim annem güzel annem ninnisi ve okul şarkıları tabii ki. Ama hep kendi kendime. O günlerde eğitim sistemi içerisinde özellikle de bir kız çocuğu için yetenekler özellikle müzik alanında ancak bu kadar olup oluşabiliyordu belki de . Bir kursa gitmeyi hiç düşünmemiştim ya da yönlendirilmemiştim büyükler tarafından.. Çok istediğim için içimde kalmasın, hevesimi alayım diye almışlardı bizimkiler bana o akordionu. Gerçi bas tuşları olmadığı için kitapçı vitrinlerinde koca koca akordionlarda kaldı gene de hep gözüm de gönlüm de o başka mesele. Sonra bir gün yurt dışına çıktığımda sokak çalgıcılarının elinde bas tuşları ile kocaman akordionları nasıl maharetle çaldıklarını gördüm. Benim sevgili Akordionum daha benim hayatıma düşmeden avrupalarda sokaklara düşmüştü. Mandolin akordion derken kırk yaşımda saz çalmaya başlamamın hala içimde beni dürten bir müzik yeteneğimin olduğunu gösteriyor olması o kadar da önemli değil artık. Sazımla ise üç sene yakınlaştıktan sonra onu da duvara astım. Gereken zaman ayrılıp, özen gösterilmeyen, çalışarak ilerletilmeyen yeteneklerden bir yetenekti benimkisi netice itibarıyle. Onlarla geçirdiğim zamanlarda ruhuma kattıkları güzellikler benim kazancım oldu…


Not: Yukarıdaki resim rahmetli Özden (İslamoğlu) amcanın oğlu Haldun' un birinci yaşgününde çekildi. Ersen abi de olmasa her şey geçmişin karanlığında kalacakmış...........

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...