29 Ağustos 2012 Çarşamba

Hayat köyde


Her şeyi fotoğraflamak imkansız. Üstelik de boş iş. Hafıza bunun için var. Güzellikleri kaydet çirkinlikleri unut  gitsin diyor yaratılışımız.

İki gündür köydeyim. Bu mevsim fındık işleri olur bizim buralarda. Hummalı bir koşturma vardır bütün köylüde. Harmanlar serilir harmanlar kaldırılır. Yağmurların etkili de olduğu bu ay fındık zahmetini ikiye katlar.
Bir de fındığa doğru dürüst bir fiyat verilmemesi insanları üzer, kızdırır, kara kara düşündürür. Çiftçisinin yüzünü güldürmeyen hükümetin yüzü güler mi? Hani köylü milletin efendisiydi?

Bunun dışında incirler oldu, armutlar sarardı köyde. Bugün cevizin dibine indiğimde topraktan bereket fışkırıyordu. Domatesler, patlıcanlar, biberler, salatalıklar. Pepinolar da ağırlaşmış ve sararmaya başlamıştı.

Ne fotoğraf makinemin pili yetiyor bunca tabiat güzelliğini sabitlemeye ne benim her zaman içimden geliyor resim çekmek. Yetişmem mümkün değil. Şimdi herşeyi gözlemlemeye ve hafızama kaydetmeye çalışıyorum. Yazmak da önemli değil o kadar. Yaşadıklarımı okurken hayali cihan değer durumlar ise sadece bana ait.

Hayat köyde...

28 Ağustos 2012 Salı

Üç Öztürk Bir Mevlana(N. Kahraman)


“Siyasi görüşlerine katılır ya da katılmayız; bana göre  Hayat Gazetesinin bazı yazarlarının  köşe yazıları, diğer gazetelerdeki bazı  değerli yazar arkadaşlarımızınki gibi gerçekten de  okumaya değer nitelikteler…








            Hele içlerinde  Ayten Öztürk  diye bir hanımefendi var; onunla soyadı benzerliği dışında uzaktan ya da yakından her hangi bir akrabalığımın olduğunu sanmıyorumÜstelik, yazıları dışında, kendilerini  hiç tanımıyorum da... Bunu özellikle belirtmek isterim. Bana göre bu hanımefendi, köşe yazarlığının hakkını, bu meslekteki profesyoneller kadar  tam olarak veren  yazar…

.           Pek seyrek olarak  yazdığı yazıları, hem içerik olarak hem de  üslubu ve diğer edebi nitelikleriyle herkesin sıkılmadan  keyifle okuyabileceği bir kıvamda…

            Onun  başörtülü fotoğrafını gören bazı önyargılı kişiler, yazılarını okuduklarında;    toplumun her görüşteki kesimleriyle nasıl barışık, hoşgörülü, sosyal hayata ve sanata müspet bakan ve bu konuda oldukça bilgi birikimi olan bir hanımefendi olduğunu fark ettiklerinde sanırım,   önyargılarının kendilerini nasıl da  yanılttığını anlıyorlardır.

            Sayın Ayten Öztürk Hanımefendinin  aklımda kalan bir yazısında,  geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz  Çağdaş Eğitim Derneği Başkanı, eğitim meleği Türkan Saylan hakkındaki,  bazı dindar geçinen kişilerin aksine olumlu  ifadeleri bende ki , onun inançlı olduğu ancak asla  bağnaz olmadığı kanaatini daha da güçlendirdi…     

            Zaten daha önceki bir yazısında,  bir zamanlar Ordu sokaklarında sefalet içinde yaşayan kader kurbanı merhum “Deli Fatma”  hakkında şefkat ve merhamet yüklü  sözlerini okuduğumda da  dini inancını, Hz. Mevlana, İbrahim Hakkı, Yunus Emre ve    İslam’ın  diğer bilge kanaat önderlerinin  felsefi düşünceleriyle pekiştirmiş  olgunlukta bir hanımefendi olduğunu  fark etmiştim…”

Sn. Ali ÖZTÜRK sanırım, Ayten ÖZTÜRK Hanımefendi’nin, sosyal dejenerasyonumuzun nerede başladığına ve nerelere kadar gittiğine dikkat çektiğini söylediği  “Bir garip Oyun” adlı tiyatronun değerlendirilmesi sadedinde gazetemizdeki köşesinde yer alan İYİ SEYİRLER başlıklı yazısından esinlenerek kaleme almış sözlerini:

                “Kolaydır birbirimizi suçlamak, Oluşan suçun arkasındaki sebepleri ortaya çıkarmaya talip olmak önce cesaret, sonra emek ister. Süreklilik  ister, kararlılık ister. Bunlar da zor gelen şeylerdir nefsimize. Her gün yüzlerce suçlu üreten bir sistemde oldukça kolay ve yaygındır üstelik bu davranış şekli. Kimsenin birbirini anlamak gibi bir derdi olmaz bu alışılagelmişlik içerisinde çoğu zaman. Suçu daima “öteki” ne yükleriz.  
            Halbuki, bütün dertleri başımıza da bu tavrımız sarar. “Kul hakkı ile huzuruma gelme” mesajını sebepleri ve sonuçları ile algılayabilseydik eğer bugün bambaşka şeylerden söz ediyor olabilirdik. Bizi biz yapan değerler her dönem vakumlandı durdu içeriden ve dışarıdan. Ki bizim Türk ve İslam kültür zenginliğimiz yeterdi bize. Mevlana, Yunus Emre, Abdulkadir Geylani gibi tasavvuf büyüklerimiz, kanaat önderlerimiz vardı bizim.Hepsini çaldılar bizden ve  ortaya insanı sevmeyen, saymayan, hakkını hukukunu gözetmeyen, her sahada birbirini ötekileştiren bir kayıp  nesil çıkarttılar. Dedelerimizden babalarımıza, bize ve bizden de çocuklarımıza doğru her şeyi azaltarak, tüketerek  torunlarımızın çağına sarkıyoruz yavaş yavaş. Susturulan iç dinamiklerimize nefes vermeye, bizden çalınanları geri almaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. 
            Bir tiyatro eserinin düşündürdükleriydi yukarıda dile getirebildiğim şeyler. Bu nümayiş deryasından ben de kendi payıma düşeni aldım kabımın genişliği kadar.”
            Gerçekten, özellikle bizim gibi sağlam kültürel temelleri olan bir millete bu sevgisizlik, nefret, şiddet dalgaları hiç yakışmıyor. Biraz gayretle Cennet kılınacak sonuçlar, kaynağı belirsiz bir elin derin mârifetleriyle cinnetlere dönüşerek hayâtımızı belirsizlik ve tedirginliklerle dolduruyor.
Evet, Sn. Ali ÖZTÜRK’ün, Ayten ÖZTÜRK Hanımefendi’nin yukarki yazısının gazetemizin internet sitesindeki köşesinin altına düştüğü mesajda dediği gibi, gerçeği bir kavrayabilsek!

Tarih : 27.12.2009 18:30:10  
  Bir Kavrayabilsek ya...
Kayıtlı İp:81.214.145.248

Yüce dinimizin temel felsefesini layıkıyla bir kavrayabilsek ya, işte o zaman kul hakkına saygılı olmayı, emaneti ehline vermeyi, adeletli davranmayı kendimize prensip edinip egomuzu frenlediğimizde içinde bulunduğumuz toplum da kendimiz de huzura ereriz. Sayın Ayten Hanımefendi, her yazınızı ilgiyle takip ediyor kendimce bir şeyler kapmaya çalışıyorum. Elinize, kaleminize sağlık

İki ÖZTÜRK’ü anladınız. Şimdi 3. kim diye merak ediyorsunuz; söyleyeyim: O da benim!Sülâle olarak aksi vârid, hattâ hiç söz konusu olmadığı ve de aklımızdan bile geçmediğine göre biz de öz be “ÖzTürk”üz! Târihî seyir ve misyonumuza, hattâ yer yer olumsuzluklara rağmen bugüne bile bakınca ve de –Allâh’ın izniyle- geleceğin iç ve dış olarak daha iyi; hayırlara motor, şerlere set olacağını hayâl ettikçe bu millete mensûbiyetten dolayı kıvançların en güzelini duyuyorum. Rabbim milletimize ve de devletimize zevâl vermesin. Özünü, sözünü, izini daha da güzelleştirip, önderliğini güçlendirsin…
Gelelim, üç ÖZTÜRK’ü, birbirleriyle teşrîk-i mesâîleri, hattâ tanışıklıkları olmadığı hâlde (bir) noktada buluşturarak Semâ halkasında döndüren, hepimizin ve de insan olan insanların ortak değeri olan (bir) MEVLÂNÂ’ya! Onun da, “iç dinamiklerimize nefes verecek” bizleri tembellikten uzaklaştırıp, hak için ve de halk için,  daha çok hizmete ve dolayısıyla ibâdete, coşturarak koşturacak bir mesajını alalım:  
"En cömert kişi nefsini Allah yoluna verendir. Nefsin ibadet etmek istemez. Seni hep rahata, tembelliğe sevk eder. Allah'ın rahmetini, sonsuz merhametini sana farklı şekilde gösterir ve 'nasıl olsa seni affeder, yapmasan da olur gibi sözlerle cimriliğe, tembelliğe sevk eder. İşte cömert kişi ona denir ki; nefsi böyle dediği hâlde kulak asmaz, emirlere itaat eder."   
Bu günkü dertleşmemizin müsebbibi, yazar Sn. Ali ÖZTÜRK’e gazetemiz ve yazarlarıyla ilgili değerlendirmelerinden ve vesîle olduğu ilhamlardan dolayı tekrar teşekkürler. Kendisi, yazımızın başındaki sözlerini de aldığımız, 24.01.2010 târihli www.ordugazete.com’daki ORDU YEREL BASINI adlı yazısını şu paragrafla bitiriyor:
“Yazılarında, günlük olaylara yorum yapmaktan ziyade insanlığa yön verecek manevi düşünce,  görüş ve inançları işleyen Ayten Hanım ve onun  gibilerinin, daha nice yıllar  toplumu aydınlatacak değerli yazılarını okumak bizlere nasip olur, İnşallah !” 
            Biz de bu güzel temennî için “inşâllâh” diyor, bu gün köşemizin birbirleriyle hiç tanışmamış konukları olarak her iki ÖZTÜRK başta olmak üzere bizler, sizler olarak, tüm yazar ve okuyucularımıza MEVLÂNÂ soluklu bir hayât seyri ve iyilik-güzelliklerle dolu bereketli ömürler diliyorum ves’selâm…

ORDU HAYAT GAZETESİ
15.03.2010
NURİ KAHRAMAN

    26 Ağustos 2012 Pazar

    İyi kaçmalar



    Bugün günlerden pazardı ve ben su böreği ile çay keyfini özlediğimi fark ettim. Güneş hala sabah mahmurluğunda iken düştüm yollara.Yüreğimin götürdüğü yere doğru gittim. Nereye mi? Güzel şehrimde bazen tercih etmekte zorlanıyorum doğrusu; ve orası bana kalsın. Neme lazım yerin kulağı, blogların da takipçileri var:)

    İnsanın hayatında böyle kaçamakları olmalı. Kaçabildiğimiz yere kadar artık:)

    11 Ağustos 2012 Cumartesi

    Sıcak Sıcak Sıcak


    Ağustos ayında İzmir' de olmak benim için güzel, gönüllü bir mecburiyet olmasına öyle ama çok yoruldum be kardeşim. Sıcak bizim oralarda bu derece yakmıyor nem böyle terletmiyordu ki. En korkuncu da yastıklar bile el yakıyor. Büşranın yer yatağından kayıp serin taşlar üzerinde uyumasına devam etmesi burada mümkün değil. Taşlar da yanıyor zira. Orucu da bir tek biz tutuyoruz gördüğüm kadarı ile çarşıya pazara çıktığımızda:) Susuzluk açlığımızın önünde. Hayatımın hiç bir orucunda bu derece su hayal etmemiştim. Dilim damağıma yapıştı derdi insanlar da ben bunun ne demek olduğunu yeni öğrendim. Ege park da Buz devrini üç boyutlu izlerken oruçluyduk. Filmin sonuna doğru iftar oldu. Elimizdeki buzlu çayı kafamıza nasıl diklediğimizi ve lıkır lıkır içerken nasıl mutlu olduğumuzu unutmam artık. Buz devri 4 ü hem de 3 boyutlu ve de ağustos ayında oruçlu izlemek gibi bir hayat tecrübemiz de olmuş oldu böylece.

    İzmir günlerim yarın akşam itibari ile bitiyor. Ankara günlerim başlıyor. Sıcağa devam ama nem olmayacak en azından.

    Dün öğlenden sonra kendimi bir parça esinti uğruna can havli ile dışarıya attım ve akşama kadar da dönmedim. Merve ders çalıştı bütün gün evde. O alışmış bu havaya. Biraz Şirinyer parkında biraz da Buca belediye düğün salonunun önündeki parkta oturup kitap okudum. Bir elimde kitap bir elimde ıslak mendil.Yine baktım parkta çaylar geliyor tostlar gidiyor. Benden başka kimse oruç tutmuyor. Bakalım garson çay içmeden oturmama bir şey diyecek mi derken yanıma geldi bordo iş gömleği ile suratı karışık. Dedim ben kızımı bekliyorum. Sonra alacağım. Gitti biraz sonra bir daha geldi çay alır mısınız diye sormaya. Aslında alır mısınız değil almalısınız demek istiyordu. Mesajı almıştım yani. Güzel de rüzgar esiyor kalkmam sözkonusu değil. İki tane karışık tost siparişi verdim de adamın uslubu değişiverdi birden. O da haklı tabi.

    İkindi namazını kılmak üzere parkın arkasındaki camiye gittim sonra. Baktım bayanlar abdest yeri ve tuvaletleri yeni yapılmış. Daha da önemlisi mescidde ayaklı bir vantilatör var. İçeri girer girmez bastım düğmeye. Halılar secadeler yeni, vantilatör esmekte, sessizlik ve huzur. Biraz kuran dinledikten sonra çıkıp Merve yi aradım. O da yola çıkmış geliyordu. Buluşma yerine giderken çöp tenekelerinin üzerinde mukavva kutulara sere serpe uzanmış kedilerin resmini çektim. Hele bir tanesi ekselans prensesler gibiydi bembeyaz tüyleri ile. Buca belediye düğün salonunda geleneksel iftar yemeği hazırlıkları vardı. Şöyle bir içeri girdim çıktım. Buca nın esnaf ve sanatkarları masaları doldurmuşlardı.

    Bulıştuk. İftarımızı açık havada Burgerkingin önünde yaptık. Dilencilerin biri geliyor biri gidiyordu. Çay bahçesinde yaptırdığım tostları benden "Para değil yiyecek istiyorum" diyen kadına verdim. Ona nasip oldu bizim tostlar.

    Biraz dolaştık. Bizim fidangörümüz gibi bir yer burası. Herkes kendini dışarı atmış. Banklarda rüzgarlanıyor teyzeler. Köpeklerini gezdirenler, çocuklarını omuzlarında taşıyanlar, ellerinde dondurma ya da içecekleri ile insanlar, çocuklarının elinden tutmuş yürüyen babalar, eşlerini koluna takmış güzel kadınlar. Mağazalar açıktı. Büşra ya bir mutfak oyuncağı bir de elbise aldık. Eve dönmek üzereyken "Şehidine sahip çık Buca" sesleriyle ellerinde Türk bayrağı ile bir grup geçti önümüzden.Foça daki olaya tepkiliydiler. Son zamanlarda olanlar endişe veriyor. Halk üzgün ve huzursuz. Provakasyonlar üst üste. Sağ duyu ile hareket edebilmek gitgide zorlaşıyor.

    Dün de kargodan sipariş verdiğim kitaplarımı alamadık . Gittiğimizde dağıtıma çıktığını eve teslim edeceklerini söylediler. Evde bekledik gelmediler. Ya da yanlış adrese gittiler. Böyle tatsızlıklar da sıcağın etkisini arttırıyor yalnız.





    sizin planlarınız kaderi bağlamaz

    Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...