19 Şubat 2013 Salı

Hamburg Günleri


Bir internet sitesinde Hauptbahnhof (Merkez istasyon)' un 1971 yılında çekilmiş siyah beyaz bir fotoğrafına rastladım. Şu anda eşi ve çocuğu ile Hamburg da yaşamakta olan ailemizin en küçüğü olan kızkardeşimizin doğduğu tarihte çekilmiş bu resim. Meğer kapılarını açmış bizi bekliyormuş bu devasa gar ta o yıllardan.

Bir video izlemiştim. Anne ördek önde onbir ördek yavrusu arkada hızlı paytak adımlarla büyük bir ihtimalle gagalarına layık bol çamurlu bir gölete doğru ilerliyorlardı. Tam o sırada kuvvetli bir rüzgar esti ve anne ördeği bir tarafa yavru ördekleri başka taraflara savuruverdi. Minicik kanatlarıyla ne  kadar sert esen rüzgara karşı koymaya çalışırlarsa çalışsınlar ailenin sevimli minik üyeleri  herbiri ayrı bir tarafa tehlikeli bir biçimde savrulmuşlardı. Sağa sola uçuşan yavruları için zavallı anne ördek hiçbir şey yapamıyordu; Çünkü o da rüzgara karşı kıyasıya bir mücadele veriyordu o sırada. Az sonra rüzgar kesildi. Ördeklerin hepsi yuvarlanıp düştükleri yerlerden minik kanatlarını silkeleyerek kalkarak çabucak bir araya geldiler.  Anne ördek önde yavrular arkada yeniden tek sıra halinde aynı istikamete doğru hep beraber yürümeye devam ettiler.

Doğup büyüdüğümüz aile ortamımızdan, annemizden, babamızdan, kardeşlerimizden çeşitli sebeplerle ayrılıyoruz. Karakterimiz, hissiyatımız, ideallerimiz, bilinçli, bilinçsiz yaptığımız tercihlerimizle bir yola giriyoruz… Ve hummalı çabalar içerisinde geçen gençlik yıllarımızda bir hayat inşa etme mücadelesi içinde buluyoruz kendimizi. Kimimiz evleniyor, kimimiz başka şehirlere uzak ülkelere okumaya gidiyor, ya da başka bir şehirde ekmek kavgasına sürükleniyoruz. . En normal şartlarda da olsa insanın özü ile buluşmasının da zorlu ve zorunlu bir yolculuk halidir bu.

Hayat rüzgarları bizim ailemiz üzerinde de esti. En küçüğümüzü en uzağa Hamburg’ a kadar savurdu. Ne kadar uzağa gidersek gidelim kökleri derinlerde bir çınar ağacına dolanan sarmaşıklarız biz…Ve zaman öyle bir geçti ki aynı rüzgarlar şimdi de çocuklarımız için esmeye başladı…

                                              ----------------------------                                                                

Mart ayının sonuna kadar Kızkardeşimin eşi ve oğlu ile yaşadığı bu denizaşırı Ülkenin misafiriyim. Almanya bu gelişimde de beni Hamburg ile ele geçirdi. Alster nehri, Limanı, Aziz Nikolai kilisesi, Kütüphanesi, sokakları, evleri…

Her sokağa çıkışımda kendimi yaşayan bir tarih içinde hissediyorum. Dalgınlıkla bisikletler için ayrılan yolda yürürken arkadan gelen bisikletin zil sesini duymasam; Bir de içinde bulunduğumuz çağa uygun kıyafetler ile ortalıkta dolaşan insanları görmesem birkaç yüz yıl öncesinde yaşadığımızı düşüneceğim geliyor. Geçmiş ile geleceği kucaklaştıran kırmızı tuğlalı mimari manzara içinde olmanın ayrı bir etkisi var üzerimde. Her taş sanki dile gelip bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Kaldırım taşlarından kilise taşlarına kadar buram buram tarih kokuyor bu şehir. 

Ulaşım hızı dakikalarla sınırlı alışveriş için gittiğimiz bölgelere. Sık sık Türk marketlerinin olduğu caddeye gitmemin herhalde etrafta en azından dilini anlayacağım birilerini görme isteğimle ilgisi var. Bütün Almanya' yı yer altı ve yer üstünden birkaç günde dolaşabilirsiniz neredeyse. Yeğenimin en son yapılan metro istasyonu U4 merakı görülmeye değer. O bu şehrin kendisine sunduğu hizmetlerin çoktan farkına varmış. “İyiye alışmak iyi bir şey değil” diyordu ben bu satırları karalarken radyoda tanınmış bir yazar. "Çünkü ona da alışıp kıymetini bilmemeye başlıyoruz" diyor. Ne kadar haklı bir tespit. Yeğenim için bile böyle bir tehlike var. Üstelik O iyinin de iyisini yaşayacak bu memlekette. Ve bu onda bir alışkanlık yaratacak. Sonra da birkaç yıl ara ile de olsa ziyarete geleceği anne ülkesi onu alışılmışın dışına çıkarmış olacak. İnşallah gördükleri onda anne memleketine muhabbetini arttıracak şeyler olur.

Herkes işine gücüne okuluna gidiyor ben kendime iş icad etme derdiyle başbaşa kalıyorum evde. Zaman hiçbir şey yapmadan da geçip gidiyor gerçi. İki ay uzun bir süre sayılır. Zamanın kıymetini bilenler bu iki aya neler sığdırmazlar ki. Normal yaşantımda geride bıraktığım hobilerim ve bir türlü hayata geçiremediğim sıkı bir diyet programı öne çıktı bir anda burada. Kitap okumak, Örgü örmek, bulmaca çözmek, bilgisayar oyunları oynamak…Bİr Kelimelik oyununa bulaştım ki sormayın. Zaman jet hızına ulaştı birden bire. Çok güzel örgü siteleri buldum bir de. Bu kadar zengin bir örgü dünyası olduğunu da böylece öğrenmiş oldum. Yünlerden ve şişlerden bloglar dolusu harikalar yaratırken bu insanlar biz neredeymişiz. Bu faslı da kaçırmışız velhasıl. Şimdi yeğenime mavi sarı renklerde bir baharlık kazak örüyorum. Örmeyi planladığım birkaç şey daha var. Hatta bunu küçük çapta bir işe de çevirebilmenin planlarını da yapıyoruz aramızda abla- kardeş. Benetton' ın başarı öyküsü de böyle başlamamış mı yani:) Geldiği noktaya bakınız.

Daha hala Hamburg' a dair doğru dürüst bir şey anlatamadığımı düşünüyorsanız haklısınız. O televizyon programında sunucu sokaktaki vatandaşa sormuş ya hani “Hamburg' da yaşamak nasıl?” diye. O da “İyi ama çok Alman var burada” demiş:) Herhalde dili sürçmüş ya da Hamburg' da en fazla benim kadar yaşamış olmalı:))




16 Şubat 2013 Cumartesi

Tilkinin yerinde olmak:)


Tam bu saatlerde Berlin i geziyor olacaktık eğer oturduğum yerden biçimsizce kalkarken belimi incitmemiş olsaydım. Küçük Nedim in doğum gününü arkadaşlarıyla kutlayacağı salona Emre yi bıraktıktan sonra Berlin de birkaç saat içinde görülecek yerleri gezip dolaşacaktık. Son dakikaya kadar iyileşirim diye umut ettiysem de olmadı. Kütük gibi bir belle kısa süreli turistik bir gezinin içinde olmak delilik olurdu. Napalım başka zaman olursa olur artık. Olmazsa da sağlık olsun. Evet evet kesinlikle sağlık olsun. Bu bel nasıl düzelecek hiç bilmiyorum. İnşallah doktor işi çıkarmaz buralarda bana. Asıl komik olan çocukları yollarken benim onlarla gidemeyişime üzülmesinler diye “Ha Hamburg ha Berlin benim için fark etmez” cümlemi daha önce bu manada kimin söylediğine takılmış olmamdı. Bir- iki akşam önce yeğenime okuduğum masaldaki talihsiz Tilkinin sözleri olduğunu neden sonra hatırladım. Siz de hatırladınız mı? Hani sulu sulu ve kırmızı kırmızı üzümlere uzanamayıp öyle demişti ya Tilki o hesap. Belimi incitip bu daha kolay kolay ele geçmeyecek fırsat elimden kaçarken Tilkinin uzanamadığı üzümlere kusurlu muamelesi yapması gibi ben de gidemediğim Berlin’ i Hamburg yapmış oldumJ

8 Şubat 2013 Cuma

Lübecker' den



Burası Lübecker.

Galiba bu sefer tutacak kar. “İncecikten bir kar yağar tozar …” Hamburg’ ta da “Elif elif” diye tozar mı kar bilmiyorum. Burada 3. Haftaya giriyorum. İlk hafta kızım da vardı. İlk yurt dışı gezisini yapmış oldu teyzesinin eşliğinde. Bu büyük liman şehrine adaptasyonu benden hızlı ve başarılıydı. Kendi bildik dünyasında yabancı bir uygarlığın da yeri oldu şimdi. Memlekete döndüğünde eminim burda dil bilmemekten dolayı yaşadığı zorluğa çözüm bulacak ve İngilizce’ nin yanısıra Almanca da öğrenecektir.

Her gün çıkıp dolaşıyorum  çevreyi. Metro ile gidip gelmeyi öğrendim. Nereye mi tabii ki Türk marketlerinin olduğu iki durak aşağıya:)  Kütüphaneye de gidebilirim. Dün metroya doğru yürürken binaların arkasından yükselen iki ince minare görmek hoş bir sürpriz oldu. Navigasyondan bakmıştım ama ne yana düştüğünü çok da iyi anlamamıştım. Büyük bir camiye benziyor.

Günler geçiyor. Her gün Almanca bir kelime, bir cümle öğrenmeye çalışıyorum. Öğreniyorum da. İlk okulda okuyan yeğenimin defterlerinden birkaç kelimenin anlamını öğrendim yeni. Tor: Kale; Tasse; Fincan demek mesela:) Her şey üzerime ağır bir sis gibi çöken kör ve sağır olma duygusunu dağıtmak için. Dışarıda neler olduğunu kendi dünyama ait memleket bilgilerim ile denk getirerek bazı cevaplara ulaşıyorum ama burada başka bir hayat var. Kurallar, zaman akışı, düşünce tarzı, iklim, sokak lambaları, çöp kutuları:) Her şey başka… Kız kardeşim, eşi ve yeğenimle bir arada güzel anılar biriktirirken bu ülkeye kör ve sağır kalmamanın da yollarını arıyorum diğer yandan.

Konsolosluğun yerini henüz bilmiyorum. Olur a belki ihtiyaç duyulacak bir durum çıkar. Herhalde bunun adı yabancı bir ülkede olmanın verdiği tedirginlik. Dil bilmemek her şeyi zora sokuyor.

Memleket özlemi olgusuna henüz çok uzağım. Ne özlem ne bir şey. Kalacağım süre içerisinde bu memleketi anlayabileceğim kadar anlamak, sokaklarında kaybolmak, tabii çabucak bulmak üzere:), hatta işe benzer bir şey olursa kaçak- maçak çalışmayı bile düşünecek kadar memlekete dönmemenin planlarını yapıyorum tatlı tatlıJ Hayali cihan değermiş hakikatenJ Galiba memleket meseleleri beni de yormuş. Oğuz Atay’ ı da yormuş. “Niye az geliştin benim sevgili memleketim” demezdi yoksa…

İlk günlerimin ruh halini bir parça yazmış oldum şimdilik. Bakalım sonraki günler hangi duygu ve düşüncede olacağım. Bir bilinmeze doğru gitmek de güzel. Zaten hep beraber bir bilinmeze doğru gitmiyor muyuz gündüz ve gece? 






6 Şubat 2013 Çarşamba

Çok Özel Resimlerle Hamburg Limanı


Hamburg da ikinci haftaya girerken gördüklerimle, duyduklarımla, yaşadıklarımla ilgili aldığım notları şöylece bir gözden geçirdim. Yazmaya nereden başlayacağımı ise hiç bilemedim. Elbe nehri Hamburg a bir kader tayin etmiş anladığım kadarı ile. 2500 den fazla köprü ile dünyanın ikinci büyük liman şehri olmuş Hamburg. Bütün dünyaya demiryolları, hava yolları ve deniz yolları ile kenetlenerek her anlamda gücüne güç katıyor. İnternetten yaptığım kısa araştırmanın sonucunda Magdeburg da bir de su köprüsü olduğunu öğrendim.(http://www.baktabul.net/ilginc-garip-enterasan-seyler/14490-nehir-uzerinde-su-koprusu.html) Limanda soğuk ve rüzgarlı havaya rağmen kısa bir gezinti yaptık. Doğrusu yaz yaz bitmez bir durum var. Metro istasyonları, alışveriş merkezleri, kütüphanesi, tarihi Aziz Nikolai kilisesi, farklı din, dil, ırktan insan manzaraları ile en iyisi biraz daha yaşayayım ben bu şehri. O zamana kadar Sascha (Bisping)' nın objektifinden birbirinden güzel karelerinde limanı şöyle bir dolaşmaya ne dersiniz? 

                                         
                             

















































































































                                 

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...