26 Ekim 2013 Cumartesi

Bu günlük başka günlük

Bir sıçrarsın iki sıçrarsın üçüncü de yakalanırsın çekirge...
Tiroid, sonra meme-rahim-yumurtalık derken ülseratif kolitin de desteğiyle yakalanmaca…
Kolonoskopiden sonra eşimin yüzüme karşı bir türlü söyleyemediği şey;
Doktorun tabloda gösterdiği manzara;
Raporda ki tanı…
Bir çeşit duvara çarpma duygusu…
Hayat devam edecek …
Kanserle…
…………………….
Erken tanı olması iyi.
……………………
Bu süreci kaleme alma iştahım hiç yok. Tatsızım. Ama kendimi zorlayayım diyorum. Her şey yolunda giderse yazdıklarım sıkı bir anı olarak kalır.
Genetik miras söz konusu. Çevresel faktörler de var. Aslında olmaması imkansızdı.
Kesin cerrahi müdahele gerekiyor. Ve kemoterapi.
Son dakika haberi fena değil. “Var ama yayılmamış." 

………………………
Eş dost, akraba telefon açıyor. Geçmiş olsun dileklerinin peşinden kendi çevrelerinde bu hastalıkla uzun yıllar yaşayanlar olduğundan bahsediyorlar. Umut verici konuşmalar duymak iyi…
Kulvar değiştirdim. Daha önce ben geçmiş olsun diyordum birilerine. Şimdi bana diyorlar…
Babam git güzelce tedavi ol gel dedi. Annem son durumu öğrenince rahatladı.

Eveetttt kanser günlüğümü böylece tutmaya başladım…Bu günlük başka günlük:)
Hadi bakalım bana ve benimle beraber olan herkese kolay gelsin.

Neden bu illetin gelip beni bulduğunun cevabının ise sadece genetik ya da çevresel faktörlerle ilgili olmadığını düşünüyorum bir yandan. Günlerdir tetkiklerle uğraşıyordum.Yok bel fıtığı, yok spandiloz artropati , yok göz tansiyonu derken kolonoskopide yakalanan polip haberi bana başka şeyler söyledi. Allah' ın beni özel takibe aldığı ve en kötüye yavaş yavaş hazırladığı gibi. Hastaneden bu düşünce ve duygularla çıkarken O' na cevaben  gayri ihtiyari “Ben de seni seviyorum Allahım” diye mırıldandığımı biliyorum; hem de gülerek. Hastalıkların insan üzerinde çok farklı etkiler bıraktığını bilmek başka, yaşamak başka. Sanki yaşanan her hastalık ya da her sıkıntı yaratanla arandaki perdeleri aralıyor…
…………………..
Bu arada karnabahar ve brokoli tüketimini arttırdım ilk tepki olarak. Bir de kefir...

Savaş başladıJ




25 Ekim 2013 Cuma

.........

...............sonra adını bile diline değdirmemeye özen gösterdiğin şey öylece gelir ve hayatına değer............

duymadığın şeyleri duyma, görmediğin şeyleri görme, hissetmediğin şeyleri hissetme, anlamadığın şeyleri anlama zamanıdır artık...

şimdi en çok da dua zamanı....

hepimize acil şifalar diliyorum....





15 Ekim 2013 Salı

Sizin bayramınız ne renk:)

Biri dağda biri bayırda bizim çocukların. Henüz telefon da açmadılar. Öğrenci olan daha uykudadır, gezgin olan bayramdan çok uzaklarda, bayramı bütün ritüelleriyle  yaşıyor, yaşatıyor  İstanbullarda bir yerde diğeri de. Biz “bir kör bir ayvaz” değişine uygun bir vaziyette başbaşa bir bayram geçiriyoruz eşimle. Az sonra büyüklerle buluşmak üzere yola çıkacağız. Her bayramın rengi başka başka oluyor. Sizin bayramınız ne renk:)Biz bu bayram biraz griyiz sanki. Bayram çift taraflı bir tavırdır bence. Kişinin kendisinde başlar çevresinde devam eder ya da çevresinde başlayıp kendisinde devam eder.Bu yönüyle inanan da inanmayan da içindedir bayram çemberinin. Bayram ritüellerindeki hikmet yağmurları ile ıslanırız hepimiz. Her yerde bir bayram telaşı vardı dün akşam şehir merkezinde. Genç anneler, babalar çocukları ile mağazaları doldurmuştu. Hep beraber bir coşkunun, bir heyecanın, içindeydik.En çok da çocuklara geliyor bayram; Çünkü ruhlarında onları alaşağı eden yaratılış mevzuları yok henüz. Onlar cevaplarıyla doğuyorlar. Büyürken kaybettiğimiz cevapların peşindeyiz biz büyükler de. Bayramlar o cevapları bulmaya güzel bir vesile olur belki de. Haydi  senede bir sefer etrafımızı kuşatan bu zengin enerji ile ruhumuzda bayram takları kuralım hep birlikte… Geçiş törenlerimizde daha nice nice bayramlar sevdiklerimizle sağlık ve mutlulukla yer alalım inşallah. Herkese iyi bayramlar. 


5 Ekim 2013 Cumartesi

Bir film üzerine

Yolcuyuz kardeşim biz bu dünyada. Kendimize bir yol arayıp duruyoruz. Travestilerin de böyle bir derdi var. Değersizleştirilen değerlerimiz içerisinde her şeyin bir karmaşa halinde sunulduğu toplumumuzda kendilerine bir hayat yolu bulmaya;Yuva kurmaya, aile olmaya, yaşamaya çalışıyorlar... Köyde ayrı şehirde ayrı dertleri var. Ayrımcılığın en şiddetlisine muhataplar. Anlatıcının "bir kişilik sapması değil cinsel bir kimlik" olduğunu vurguladığı kare belki daha fazla öne çıkarılmalıydı filmde. Doğuştan itibaren bedenleri ile çatışmaya başlayan bu insanların özellikle dini çevrelerce anlaşılmaması , dışlanması, yok sayılması meseleyi daha çıkmaz bir hale getiriyor. Toplumda dejenerasyonu, ahlaki çöküntüyü de bu davranışlarımızla katmerleştiriyoruz ve de hızlandırıyoruz bilmeden.Yaşadıkları haksızlıklar onları zalim birer kişilik haline getiriyorsa bunda muhatap oldukları en basit gündelik olaylar ve o gündelik durumların içinde de biz varız. Bakışlarımız, davranışlarımız,   hiç bir şey yapmayışımız var. Ben hiç bir travesti ile tanışmadım. Herhangi bir ortamı paylaşmadım. Ne yapardım hiç bilemiyorum da. Ama hayat macerama Onlardan biri olarak ya da çocuklarımdan biri onlardan biri olduğu halde başlayabilirdim. Bu sorunu etraflıca ele alan bu tarz filmlerden bize anlatılmak isteneni algılayabildiğim kadarı ile aslında bu konuda hiç bir şey bilmediğimizdir. Bugün edebiyat festivali çerçevesinde genç bir yönetmenin gözüyle iki travestinin yaşadıklarını  başarılı bir belgesel filmle aktarması üzerine düşündüm de; Cesur bir konu seçen bu genç arkadaş kadar cesur olmalıyız belki de. Bu toplumda inançlarından dolayı ayrımcılığa uğrayan başörtülüler de dahil olmak üzere homoseksüellerin de daha çok uzun bir süre ayrımcılığa uğramaya devam edecekleri gerçeği bir yana ama edebiyatın dilinin bu konuda daha açık, naif bir dil olduğu da bir gerçek. Artık biz birbirimize bir şeyleri anlatabiliyoruz . Mesele dinliyor muyuza gelip takılmasa birbirimizi anlayabileceğimiz de ortada...

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...