30 Ekim 2012 Salı

13- Havis Papa


                  ( Havis Papa' yı herkes yapar ama Hande(Çol) başka yapar. Eline sağlık Handecim. Aşamalarını fotoğraflayıp gönderdiğin için ayrıca çok teşekkürler. Toz şeker ve tereyağı çok güzel görünüyor.)

Bu papaya az mı kaşık salladık çocukluğumuzda. Nasıl sabırsız bekleşirdik mis gibi tereyağı kokuları burnumuza gelirken. Yer sofrasını kurup üzerine siniyi güzelce yerleştirir ve ortasına papayı şaap diye dökerdi babaannem. Dakikalarca unu suyla karıştıra karıştıra iyice pişirdikten sonra o bir türlü tutturmayı beceremediğim kıvamlı sıcak hamuru..Ortasına da cozz diye kızgın tereyağını.. Taze köy yoğurdu arz-ı endam ederdi bakır taslar içinde papanın etrafında. Bir tereyağı çukuruna, bir taze yoğurt dolu tasa batırırdık çatalın ucuna aldığımız Havis Papa (Ya da Havsiz Papa) hamurunu... Babam öyle değil böyle diyerek hamura bulaşan tereyağı fazlasını hamur kraterinin(!) iç duvarına hafifce bastırarak bıraktıktan sonra damlatmadan nasıl ağzımıza götüreceğimizi gösterirdi. Bazı yörelerde erkek bazı yörelerde kız bebek doğduğunda bebek görmeye gelen misafirlere yapılan özel bir ikramdır papa. Bizde "Oğlan Papası" da der büyükler.

Bir tencereye bir miktar su koyulur. Kaynamaya başlayınca içerisine yavaş yavaş karıştırarak un ilave edilir. İyice koyulaşıp karıştırılamayacak hale gelinceye kadar pişirilir. Tepsiye dökülerek orta yerine kaşık yardımı ile yuvarlak bir çukur açılır. Tavada kızdırılan tereyağı açılan çukura dökülür. Sofraya oturanlar bir kaşığın ya da çatalın yarısı kadar papadan alır ortasındaki tereyağına bandırır sonra afiyetle yer. Tatlı yemek isterseniz kendi önünüze toz şeker de serpiştirebilirsiniz. Nurten hanımdan öğrendiğime göre Terme tarafında kuş eti ile de yeniyormuş bizim Havis Papa. Topluca yenmesi lezzetini arttırıyor diye düşünmekteyim. Pasta- börek- yemek arasında ve hatta hepsinin üzerinde bir yerde duruyor Havis Papa. Yiyen (Kalori- karbonhidrat bombası olması sebebiyle) bir pişman; yemeyen (Böyle bir lezzetten mahrum kaldığı için) bin pişman. Ama şurası bir gerçek ki çocukluğunda Havis Papa anısı olanlar olmayanlardan kat kat şanslı:)




                                                                                   





26 Ekim 2012 Cuma

Duralım ve Dinleyelim

Radyolardan gönüllerimize akan o şarkıların, türkülerin makam makam daha öncesinde annelerimizin babalarımızın gönüllerinde yer tutmasından doğal ne olabilir. Ama evlatlar olarak hayat hengamesi içinde bunun farkına varmak biraz zaman alıyor. Babam arabada seyir halinde giderken radyodan gelen Kazancı Bedii' nin o gazelinden sonra bugün de Yaşar Nuri Hoca' nın seslendirdiği Uşşak makamında daha önce hiç duymadığım esere elindeki işi bırakarak dikkat kesildi. Saadettin Kaynak' a ait olduğunu da hatırladı . Annemin de diline düşen türküler oluyor bazen yanık yanık. "Mecnunum Leylamı gördüm", "Suya gider allı gelin has gelin" gibi şu anda aklıma gelenler. Nesiller her konuda çatışsa da, o naif şarkılar ve türkülerde buluşuyorlar.

"Gönüllerden gönüllere" diyorlar radyolar fragmanlarla; gerçekten de öyle. Zaman ve mekanlar üstünde seyreden o eserlere yeterince kulak verebilsek keşke. Hayatı molasız yaşamaktan daha beter bir şey yoktur herhalde. İşte bu eserler mola için iyi bir sebep, iyi bir durak. Duralım ve dinleyelim.

İşte o eserler;





















25 Ekim 2012 Perşembe

Bayram İkramsız Olmaz

Yarım kilo buğdaydan bir tencere keşkek. Yapılışını ben de pek bilmiyorum. Buğdayın akşamdan ıslatılıp sonra da iyice pişirilmesi gerekiyor. Ve özleşmesi için de güzelce bir tahta kaşıkla ezilmesi. Özenle yapılan keşkeğin tadına doyulmaz. Ben biraz kolayına kaçtım. 
Acemice yapılmış bir keşkeğin kusurlarını örtmekte Tereyağının üzerine yok:)




Bayram böreğimin tarifi Oktay Usta' dan. Ben yumurta koymadan yaptım. Çok güzel ve kolay bir tarif. Deneyin muhakkak. 



"Peyniri rendeleyerek küçük küçük kestiğiniz maydanozla karıştırın iç harcınızı hazırlayın.Daha sonra margarini eritip ılıyınca içine yumurtayı ekleyip iyice karıştırıyoruz. 1 yufkayı tezgaha serip fırça ile her tarafına sürüyoruz. Sonra ortadan ikiye bölüp peyniri serpiyoruz. Ucundan kesilen tarafa doğru rulo olarak sarıyoruz. Teflon tavaya ortadan başlayarak doluyoruz, diğer yufkalara da aynı işlemi yaparak doluyoruz. Bitince hafifçe üstüne bastırıyoruz. Üzerini hafif geçecek kadar soğuk su ekleyip 5 dk kadar bekliyoruz. Daha sonra elimizle tutarak tavadan fazla suyu döküyoruz. üzerine ve kenarlara sıvı yağ gezdirip önce orta ateşte, hafif kızarınca düşük ateşte pişiriyoruz. Bir tepsi ya da tava yardımıyla ters çeviriyoruz. Diğer tarafı da kızartıyoruz."http://www.nasilyapilirtarifi.net/hamur-isi-tarifleri



                                 Bayram tatlımın balını döktüm. Arkadaşımın eline sağlık. Nefis olmuş.


24 Ekim 2012 Çarşamba

Arefe



Bugün kurban bayramının arefesiydi. Bol dualı bir programdan sonra şehir mezarlığına gittim. Kalabalıktı. Arabaya zorlukla yer bulabildim. Mezarlığın girişinde gül satıyordu bir adam. İnsanlar dua kitaplarını almış çoluk çocuk genç ihtiyar gelmişlerdi. Hatıralar zihinlerde, hasretler yüreklerde, dualar dillerdeydi. Bir çocuk çömelmiş yan yana duran bebek mezarlarının üzerindeki otları elleriyle yolup atıyordu gayretli gayretli. Yaşlıca bir kadın da eski mermer bir mezarın üzerindeki otları temizlerken bir yandan söyleniyordu. “Burda yatan kim biliyor musun?” diyordu yanındaki delikanlıya;”Paşaoğlu konağının sahibi bu kadın. Bak kimse de gelip ziyaret etmemiş, bakımını yapmamış mezarının. Bu dünya böyle işte. Ne kadar varlıklı olursan ol. Sonunda unutulursun.” Kimi ziyarete geldin diye soruyor yine biri diğerine o da;”Herkes burda!” diyor. “Annem, babam, kayınvalidem, kocam…” Sorduğuna soracağına pişman oluyor kadın. Dedem, kızı ve eşi ile yanyana yatıyor bu mezarlıkta. Benden önce birileri gelmiş olmalı ki mezarların üzerindeki otlar temizlenmişti. Dedemi tanımak nasip olmadı ama Halam ve Babaannemle çok hatıralarım var. Geçtiler gözümün önünden birer birer. Düşünüyorum… Düşünüyoruz… Düşünüyorlar… Sessizliğin tiz sesi kulaklarımızda. Hep beraber sonumuzu izleye izleye düşünüyoruz. Dualarımı bitirip arabaya doğru yürüyorum. Markete uğruyorum yol üzerindeki. Keşkeklik buğday alıyorum..Marketteki hummalı alışverişe bakılırsa herkes benim gibi hayata kaçmış bir kabir ziyaretinin peşinden sanki. Arefe günü ile ötelere, Bayram günleri ile dünyaya dönüyoruz yüzümüzü. 

23 Ekim 2012 Salı

İyi Bayramlaaar!


Benim gibi bayramı haftaya zannedeniniz var mı içinizde:) Sabah radyoda spiker yarın arefe dediğinde "Adama bak yanlış yanlış konuşuyor" dedim hayretle. Ne arefesi? Ne bayramı? Bayrama daha bir hafta vardı bana göre:) İçime de bir kuşku düştü yalnız... Sonra göz ucuyla takvime baktım pc üzerindeki. Dondum kaldım! Bu tarih ne zaman 24 olmuş? Spiker haklıymış!Yarın arefeymiş gerçekten de! İyi de daha ben bayram temizliği yapacaktım ama! Bayram alışverişi diye bir şey var az- çok. Köydeki çocuklara ufak tefek hediyeler filan alacaktım. Mutfakta bir tepsi baklavadan başka bir şey yok bayramlık. Onun da balı dökülecek. Bayram öncesinden yapmayı planladığım yemekler vardı. Malzemeler daha bir araya gelmedi ki! Evdekilere yarın arefeymiş de niye bana söylemiyorsunuz diye de çıkıştım bi güzel:) O kadar bilgisayar başında oturursan öyle olur dediler onlar da:)Aslında bu doğru değil dün bütün gün dışardaydım valla! Beni bir dakika pc başında görmesinler hemen göze batıyoruz:) Ya ben bunları niye yazıyorum ki? Biri bana yarın arefe olmadığını söyler diye boşuna bekliyorum değil mi:( Bugün çarşı, pazar oldukça hareketliydi... Trafik İstanbul trafiği gibiydi... Tamam anladık. "Yarın bayram. Bir kaşık ayran. Size de düşer bize de":) Tam benim durumuma da uydu bu tekerleme:) Napalım sağlık olsun. Bu bayram temizlik yok. Bir süpürür, siler, toz alırım o kadar. Camlar, kapılar, halılar, perdeler bir dahaki bayrama artık:)Mutfağa girip bir kaç çeşit yemek yapmalı, baklavanın balını dökmeli...

Bu bayramı unuttum ama unutmadığım hafızamın bir köşesinde mışıl mışıl uyumakta olan nice bayram anılarım var benim. Onları tabii ki unutmadım. Belki  yazarım bir ara. Şimdi bu mümkün değil çünküüü çok işim var:)

Haydi size iyi bayramlaaaaaaaar !


21 Ekim 2012 Pazar

Bizimkisi Bir Domates Hikayesi:)


Domates fidelerini kızımla belleyip hazırladığımız toprakla buluşturduk.



Toprağa tutunduklarını görmek çok sevindiriciydi:)



Serpildiler.



Babam çangal desteği vermeseydi halimiz niceydi:)



Vee mutlu son:)










20 Ekim 2012 Cumartesi

Geçiş






Kış sabırsız. 

Kuşlarda hummalı bir göç hazırlığı var.

Usul usul gazallara karışıyor sarı yapraklar.

Tam yanından geçerken hüzünlü fısıltısını duyarsınız koca çınarın. 

Ve kayıtsız şartsız teslimiyetini hissedersiniz insansız sokakların. 

Güneş uzaklardan yollar ışığını nazlı nazlı. 

Gökyüzü alacalı bulutlarla resmeder yeryüzünü. 

Rüzgarlar yağmur kovalar sabahtan akşama. 

Çamur paçalarında güzel durur çocukların anne azarı işitene kadar. 

“Şemsiyemin ucu kare; Yok mu bu derdime çare” şarkısına düşeriz ansızın.

Babalar baba olduklarını en çok kış telaşında anlar. 

Sobalar el pençe divan durur fukaranın evinde. 

Odun, kömür, kabuk çuvallar dolusu sıcaklık derdindeler. 

Sofralar bir tas çorba bekler hanelerin kalbinde. 

Anneanneler, babaanneler, dedeler romatizmalarından tutunur sıkı sıkı yaşadığı her ana. 

Boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz bir hayata şükreder anneler. 

Bir mevsimden bir mevsime böylece gelip geçer ömürler.











12- Tavada Mısır Ekmeği






Facebook üzerinden eski komşum, kadim dost Hatice' ye mısır ekmeğini nasıl yaptığını sordum. "Ben bir çay kaşığı karbonat, bir çay kaşığı şeker katıp, tuzunu da ekleyip ılık suyla yoğuruyorum" dedi. Ilık su önemli demek ki. Hatice' nin yemekleri çok güzel olurdu. Dolmaları, börekleri, tatlıları... O bilir. Bir de bu mısır ekmeğini herkes yapar fakat herkesin yaptığı farklı bir manzarada olur. Anneminki başka, anneanneminki başka, Hanife yenge' ninki hep başkadır. Hanife yenge fırın unundan yapar bir de ki o da nefis olur..Ben mısır ununu genellikle pancar çorbası ve balık kızartırken kullanırdım mutfakta şimdiye kadar. Evde hiç mısır ekmeği yapmamıştım. Aklıma mısır ekmekli yoğurt ya da tereyağlı öğmeç düştüğünde arada fırından alırdım. O da bazen iyi olur bazen bir tuhaf; Mısır ekmeğinden başka her şeye benzer. İlk kez evde denedim. Pancar döşemesinin yanında yerini aldı sıcak sıcak küçük mısır ekmeklerim şimdi. Önce fırından almayı düşünmüştüm yine alışkanlıkla sonra bugün köyden gelirken annemin poşete koyduğu taze mısır ununu hatırlayıp hemen internetten tarif araştırdım. Çok katkılı tarifler de var yemek sitelerinde, sade tarifler de. "İki bardak mısır ununa az süt, az sıvı yağ, az şeker ve az tuz ile kekten koyuca bir hamur" şeklindeki tarifi denedim. Teflon tavada az yağda ağır ateşte kızarttım. Nefis oldu. Bu tarifin dışında bir de şu tarifi elimin altında dursun diye not aldım telli not defterime. O da fırında yapılabilen bir mısır ekmeği tarifi olarak güzele benziyor. İnsanın kendi yaptığı mısır ekmeği başka oluyormuş yalnız:) Hadi afiyet olsun.

Malzemeler
3 Bardak mısır unu                                   
Yarım bardak buğday unu
1 Yumurta akı
2 Çay kaşığı tuz
1 Kabartma tozu
1 kaşık sıvı yağ



19 Ekim 2012 Cuma

Depreştirme


Ciğerini bildiğimizden çok eminizdir de; Ciğerimizin bilindiğini es geçeriz. 

Kumpaslarımızı kör mantığımızla besleriz. Vicdan filan hakgetire. Şeytanla mukaveleyi imzalamışızdır çoktan bile bile. 

Umurumuzda mı Melekler ağlamış ağlamamış halimize. 

Bazen böyledir ilişkiler. Aşılmaz dağlar vardır arada, kırılmaz önyargılar. Sevgi, saygı, hoşgörü mü? O da ne?

Kalpler kaskatı, diller suskun. Herkes her şeyi kendine beklemede. Gözler nefreti soğurur gözlerden. Ne dostluk, ne kardeşlik, ne bi şe...

Seven sevdiğiyle olsun o zaman. Sevmediği ile işi ne? Kötü duygular sadece sende mi var sanıyorsun. Onlar herkesin içinde...

Depreştirme...

15 Ekim 2012 Pazartesi

Teyze Canını Senin:)))


Kadın iki eli ile dizlerini tutarak yavaşça yerinden doğruldu. Eklem yerlerinden gelen çıtırtıları duymazdan geliyordu uzun zamandır. Doktor da masasından kalkmış kapıya yönelmişti o sırada. Kısa bir muayeneden sonra hastaneden ayrılmak üzere olan hastasının sırtına elini vurarak "Hadi bakalım, geçmiş olsun teyze" dedi. Kadın doktorun hiç beklemediği bu hitabına dışından bir tepki vermedi. Zaten hayatında bu tarz yaşını hatırlatan hitaplar oldukça artmaya da başlamıştı. Artık direnmemesi gerektiğini anlamıştı anlamasına herkesin kendisine teyze değişine; Fakat o söz düşüverdi yine de anında zihnine paldır küldür:) Neydi o söz sahi? Kedi mi? Yok yok! "Teyze canını senin:)"...Doktorun saçlarındaki kırlara aldırış etmeden kendisine gerçek bir teyze muamelesi yapmasına kızmamasının da iyi bir sebebi vardı. Nasıl olsa ona da birileri "Amca" demeye başlamış olmalıydı çoktan:) Hayat ömrü olanlar için teyzeler ve amcalar boyutunda da seyredecekti elbet.

Dünyadaki bütün aynalar ve de bütün albümler birbirine küsmüş; Gönüller arafta kalmıştı netice olarak..........


Hz. Sevde



“Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrâil(a.s)’ın Allahü teâlâ’dan getirdiği izinle olmuştur.”Hadis

Bir arkadaş sohbetinde konusunun geçmesi üzerine ilk kez bir peygamber hanımının yaşantısına biraz daha yakından bakmak istedim. Her konuda olduğu üzere bu konuda da eksiklerimiz ne kadar da çok. Hasta bir kalp ve eksik bir bilgi ile bir peygamber hanımı hakkında ne yazılabilir? Ne kalbim o kadar temiz ne de biliyorum diyecek kadar bir şey biliyorum Hz. Sevde hakkında. Bildiğim bir şey var o da Hz. Mevlana ‘ nın o sözü. “Ben ol da bil”… Elbette bu saatten sonra Hz. Sevde “Olmak” rüyada bile mümkün değil “Bilmek” için. O kendi çağında, kendi dünyasında ve yeryüzüne gelen en son peygamberin meşakkatli hayatında bizim asla bilemeyeceğimiz bir şekilde var oldu. Herhalde derdimiz bilmek olmamalı bu durumda. Elimizdeki bilgi kırıntılarını hüsn-ü zan ile yoğurabilirsek aklımıza ve kalbimize iyi gelecek bir neticeye ulaşabiliriz belki . Ki Peygamberimizin özel hayatı söz konusu olduğunda vesvese kapasitemiz de kat be kat artıyor üstelik. O halde kırk yaşında omuzlarına peygamberlik gibi bir ilahi vazife yüklenmiş bir mübarek zatın hanımı(Hanımları) da O (s.a.v )na ve davasına uygun olmalıdır şeklinde düşünerek yolumuzu aydınlık tutabiliriz. 

Hayatının en zorlu döneminde yine ilk kadın müslümanlardan olan Havle vesilesi ile peygamberimize 50 yaşında eş olan ve ölene kadar da eş kalan bu mübarek kadın için anlatılanlar az ama bir o kadar da öz. Hz. Sevde rüyasında yazılıyor Peygamberimizin hayatına. Gördüğü rüyayı anlattığında eşi ona dul kalacağını ve Peygamber eşi olacağını söyleyerek yorumluyor rüyasını. Peygamberimizin önce Hz. Hatice yi sonra da Amcası Hz. Ebu Talibi kaybettiği yıl. Hüzün yılı... Ve o yıl 111 ayet içeren Yusuf suresi de nazil oluyor. Her şey O’ na s.a.v hayatı kolay kılmak, teselli etmek için. Yerde Hz. Sevde hayatına girerek dünyevi sıkıntılarını bertaraf ederken; Yusuf suresi de göklerden kalbine inerek ruhunu teselli ediyor. Allah c.c sevdiğini sevgisiyle kuşatıyor.

Hz. Sevde peygamberimizin çocuklarını şefkatiyle sarıp sarmalıyor. Hz. Hatice nin vefatından sonra ihtiyacı olan desteği layıkıyla veriyor. Cömertliği ile göz dolduruyor. Daha sonra Hz. Ayşe ile çok güzel dostluk kuruyor. Aralarında kıskançlık olmuyor. Hz. Ayşe kim gibi olmak istersin diye sorulduğunda Hz. Sevde gibi olmak istediğini söylüyor. Kimbilir birbirlerinde ne meziyetler gördüler ki bize böyle güzel esintiler bıraktılar çağlar ötesinden. Uhud savaşında yaralılarla ilgileniyor, su dağıtıyor. Deccal vakasında Deccal çıktı söylentisi ile korkup çadırına saklandığında Peygamberimiz Onu teselli ediyor; “Deccal çıkacak ama şimdi değil.” diyerek. Peygamberimizle aralarında geçen nahoş bir hadise var kaynaklara göre. Hz. Sevde eski kayınbiraderini esirler arasında gördüğünde nefsine kapılarak “Şerefinizle de mi ölmeyi beceremediniz?” diyerek hiddetle çıkışıyor. Peygamberimiz buna çok üzülüyor ve onu boşamayı düşünüyor neredeyse. “Sen Allah’ ın emrine karşı mı geliyorsun?” diyor Hz. Sevde’ ye bu hissi davranışı karşısında. Hz.Sevde hatasını anlıyor. Pişmanlığını dile getiriyor. Kendisini boşamamasını rica ediyor. Bu hadise o günün siyasi, sosyal ve kültürel yapısı hakkında da bazı ipuçları veriyor. Hz. Sevde ‘ nin hayatında bu bilgiler ışığında ayrıca iki önemli nokta daha göze çarpıyor. Birincisi peygamberimizin çocuklarına üvey annelik yapmadığı; İkincisi de savaş esirlerine iyi muamele edilmesi gerektiğine dikkat çektiği. 

Hz. Sevde peygamberimizden beş hadis ulaştırmış olup bir tanesi Sahih-i Buhari’ de yer almaktadır. Peygamberimizin vefatından sonra bir daha Hac ve Umre yapmadı ve hiç evden çıkmayarak ibadetlerine devam etti. Hz. Ömer’ in halifeliğinin son yıllarında vefat etti... 



9 Ekim 2012 Salı

11- Kolay Su Böreği

                                    Su Böreğini yaptım:) Eminim sen daha güzelini yaparsın Serapcım.                              




Malzemeler

1 Paket Hazır Su Böreği Yufkası
1 Bardak Zeytinyağı
1 Kaşık Tere yağı
Maydonoz
Peynir(Arzuya göre)

Yapılışı

1- Hazır su böreği yufkalarını paketinden bir tepsiye çıkarın. 
2- Bir kaba 1-2 kaşık tuz katılmış soğuk su hazırlayın Yine 
3- 1-2 kaşık tuz katılmış kaynayan suda önce 3 yufkayı birer birer haşladıktan sonra bir kevgirle alarak soğuk suya geçirin. 
4- Elinizle hafifce sıkıp soğuk sudan çıkarın birer birer aralarında bir kaç kaşık tereyağlı zeytinyağı gezdirerek yağlanmış kızartma tavasına üst üste serin. 
5- Üç yufkadan sonra hazırladığınız peynirli maydonozlu içi serin. 
6- Tekrar bir kaç kaşık zeytinyağ ve tereyağı karışımını gezdirin. 
7- Sonra diğer üç yufkayı da aynı şekilde haşlayarak birer birer aralarını az yağlayarak ikinci katı serin. 
8- Ağır ateşte kızartın.






.








Afiyet olsun.




8 Ekim 2012 Pazartesi

Aşka Sema

Bana bir hal oldu dostlar 
Can şarabından içmişim
 Artık ne yerim, ne yurdum var 
Kendimden bile geçmişim 
Dönüyorum, dönüyorum 
Her yerde onu görüyorum 
Aşk gözüyle, gözüyle gördüm 
Gözüm, gönlüm, dilim sarhoş 
Yitirmişim sağı solu 
Ne haldeyim, ne haldir bu 
Dönüyorum, dönüyorum 
Her yerde onu görüyorum 
Görüyorum, görüyorum 
Her yerde onu görüyorum 

Söz: Mevlana Celaleddin Rumi

7 Ekim 2012 Pazar

Bir Söz



Boyun eğmek gerekir. Direnme. Kabul et! Acını hayatının bir parçası yap. Yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

                                                                Katherine Mansfield

Taziye


Önce kabrine uğradık. Belli ki bugün de gelmişler çocukları annelerini ziyarete. Sarı çiçeklerden kocaman bir kalp çizmişler üzerine. Evi yolun hemen üst yanında. Bu mezarlığa bırakılmayı vasiyet etmiş. Hemen az ileride öğretmenlik yaptığı okul, okuldan eve geçerken uğradığı cami var. Hocanın hanımı eve buyur etmiş bir kaç kez. O camide kılmayı tercih etmiş namazını hanımın dediğine göre. Kabrinin karşısına geçtiğimde içimden onunla konuşurken buldum kendimi. Bir yerlerden gözü üzerimdeymiş gibi hissettim. Beni duyuyor, düşüncelerimi okuyor zannettim. Hatıralar üşüştü zihnime. Bir yığın toprak vardı artık aramızda dünyalarımızı ayıran. Sonra evine gittik taziyeye. Eşi karşıladı bizi. Kızları, oğlu . Böyle anlarda ne diyeceğini bilememek , duygusal olmak yerine onları üzmeyecek kelimeler seçmek, bir kaç anıdan teselli ummak ve dualar... Bir gün ölüme onlar kadar yakın olmak gerçeğine dair üzerinize yağan mesajlara kulağınızı tıkamak. Dünyanın yalanlarına en çok böyle zamanlarda sarılıyor insan sonunu göre göre. Yaşamak ölüme muhalif olabilmek biraz da. Bir ölünün toprağın altında sağlam durduğu kadar sağlam durmaya meyilli canlı olan her şey bu dünyada. Taa ki o kapının önünde ayakkabılarını çıkarıp bırakacağı güne kadar.


6 Ekim 2012 Cumartesi

10- Gürcüce Tavuk


 Malzemeler

1 Tavuk (İri doğranmış, kemiksiz, sevilen kısımlar)
1 Büyük Baş Soğan
1 Kaşık Biber salçası
4-5 Tane yeşil biber
1 Bardak Pirinç
1 Bardak Mısırunu
1 Kaşık Tereyağı
Yarım bardak Zeytinyağı
Yarım bardak Ceviz
1 Baş Sarımsak
1 Yemek kaşığı Kinzi(Kişniş)
Tuz, Karabiber, Pul biber, Çörekotu, Maydanoz






Yapılışı

1- Tereyağında mısırununu kararmayacak şekilde kavurun, soğumaya bırakın.
2- Tavukları iyice yıkayıp süzdükten sonra soğan, salça ve yeşil biberlerle 5-6 dakika kavurun.
3- Kaynar suyunu ve pirincini ilave edin. Pişirin
4- Kinziyi ve çörek otunu az tuzla ayrı ayrı havanda dövün. Sarımsakları da ayrıca az tuzla dövün. Yine ayrıca dövülmüş cevizlerle beraber hepsini iyice piştikten sonra tavuk ve pirinçli karışıma katın.
5- Kavurduğunuz ve soğumaya bıraktığınız tereyağlı mısır ununu ilave edin.
6- Bolca maydanoz doğrayıp ocaktan indirin.

Afiyet olsun



Önemli not: Şu soluk resme bakarak bu enfes gürcü yemeğinin lezzetinden şüpheye düşmeyesiniz sakın ola:) Bu yemeği köyde annemin mutfağında yaptım bir sürü iş arasında. Plansız programsız gelişti her şey. O arada fotoğraf makinemin pili zayıflamış. Bu da bütün pişirme aşamalarını size ulaştıramamama (Ne çok ma oldu:))) sebep oldu. İlk fırsatta gürcüce tavuk yemeğini bütün güzelliği ile burada bulacaksınız. Bu yemeğin gürcüce adı da "DEDLULİ" imiş. Güya ben de gürcüyüm:) Yeni öğrendim bunu. Pirinçli Tavuk anlamında bir şey mi acaba? Neyse öğrenir öğrenmez yazacağım buraya. Türkiye' ye gelen Gürcüler olarak 4. kuşaktayım. İyi asimile olmuşuz demek ki. Yemeklerin Gürcüce isimlerini ve de Gürcüce konuşmayı bilmiyoruz ama;Yemeklerimiz bizi, biz de yemeklerimizi bırakmamışız iyi ki.. Bu yemeği Rahmetli Babaannemden, Anneannemden bir de Vesile yenge' den(Rahmetli) ayrı ayrı lezzetlerde tatmışımdır. Herkesin yorumu farklı farklı. Bu tarif de annemin yorumu. Sadece Çörek otunu Vesile yengenin tarifinden uyarladım. Mutlaka deneyin.



sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...