Bu papaya az mı kaşık salladık çocukluğumuzda. Nasıl sabırsız bekleşirdik mis gibi tereyağı kokuları burnumuza gelirken. Yer sofrasını kurup üzerine siniyi güzelce yerleştirir ve ortasına papayı şaap diye dökerdi babaannem. Dakikalarca unu suyla karıştıra karıştıra iyice pişirdikten sonra o bir türlü tutturmayı beceremediğim kıvamlı sıcak hamuru..Ortasına da cozz diye kızgın tereyağını.. Taze köy yoğurdu arz-ı endam ederdi bakır taslar içinde papanın etrafında. Bir tereyağı çukuruna, bir taze yoğurt dolu tasa batırırdık çatalın ucuna aldığımız Havis Papa (Ya da Havsiz Papa) hamurunu... Babam öyle değil böyle diyerek hamura bulaşan tereyağı fazlasını hamur kraterinin(!) iç duvarına hafifce bastırarak bıraktıktan sonra damlatmadan nasıl ağzımıza götüreceğimizi gösterirdi. Bazı yörelerde erkek bazı yörelerde kız bebek doğduğunda bebek görmeye gelen misafirlere yapılan özel bir ikramdır papa. Bizde "Oğlan Papası" da der büyükler.
Bir tencereye bir miktar su koyulur. Kaynamaya başlayınca içerisine yavaş yavaş karıştırarak un ilave edilir. İyice koyulaşıp karıştırılamayacak hale gelinceye kadar pişirilir. Tepsiye dökülerek orta yerine kaşık yardımı ile yuvarlak bir çukur açılır. Tavada kızdırılan tereyağı açılan çukura dökülür. Sofraya oturanlar bir kaşığın ya da çatalın yarısı kadar papadan alır ortasındaki tereyağına bandırır sonra afiyetle yer. Tatlı yemek isterseniz kendi önünüze toz şeker de serpiştirebilirsiniz. Nurten hanımdan öğrendiğime göre Terme tarafında kuş eti ile de yeniyormuş bizim Havis Papa. Topluca yenmesi lezzetini arttırıyor diye düşünmekteyim. Pasta- börek- yemek arasında ve hatta hepsinin üzerinde bir yerde duruyor Havis Papa. Yiyen (Kalori- karbonhidrat bombası olması sebebiyle) bir pişman; yemeyen (Böyle bir lezzetten mahrum kaldığı için) bin pişman. Ama şurası bir gerçek ki çocukluğunda Havis Papa anısı olanlar olmayanlardan kat kat şanslı:)























