31 Ocak 2012 Salı

Yaşadığı gibi


"Mehmet Öztürk; 10 Ocak 1946 yılında Perşembe ilçesi Bolatlı köyünde doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Perşembe ilçesinde yapmasını müteakip 1968 yılında Perşembe Öğretmen Okulunu bitirdi. Sırasıyla Ünye ilçe ve köylerinde 19 yıl, Perşembe ilçesinde 9 yıl olmak üzere toplam 28 yıl öğretmenlik görevini yürüterek 1996 yılında emekli oldu. Emeklilik hayatına Perşembe- Efirli köyünde devam etmekte iken 28 Ocak 2012 tarihinde ani bir kalp krizi sonucu vefat etti."(Özgeçmişi kısaca küçük kardeşi Şenel Öztürk tarafından bu şekilde yazıldı)

Hayata dair hayatın içinden, herkesin başına böylesi pek gelmeyen, insanların kendi elleriyle yaptığını düşündürten; ancak iman penceresinden bakıldığında bir sürü dersler çıkarılabilen bir son. Sırlar içinde sırlar gibi denk gelişler. Allah' a c.c ayan.. Herhalde "nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz " gerçeğinin içinde aramalı o sırrı . Mehmet abi galiba istediği gibi  göçtü bu dünyadan. Yaşadığı gibi. Onulmaz yaraları vardı, onulmaz yaralar bıraktı. Biz onu sevmişiz ama Allah c.c daha çok... Mekanı cennet olsun.



24 Ocak 2012 Salı

Yıldızlı rüyalar


Dostlar geceye dönen ömrümüzü şenlendiren yıldızlar gibidirler. Birer birer yıldız olup kaydılar zamanla içimizden ayrı ayrı ve uzak uzak diyarlara.

Serin yaz gecelerinde başımızı gökyüzüne kaldırıp kayan yıldızları gözden kaybedene kadar takip ederdik. Bu hüzünlendirirdi bizi. Çünkü yıldız kayması birinin, hiç tanışmadığımız bir dostun belki de ölümüne işaret sayılırdı niyeyse. Gece, yıldızlı gökyüzü ve hüzün üçü bir arada hayat maceramızı gözden geçirtirdi bize. Bir yerlerde bizim de yıldızımız vardı bir gün gecenin içinde sonsuzluğa doğru kaymayı bekleyen.

Yıldızlar kayıyorlar mı demeli yoksa ötelere bir yerlere yağıyorlar mı demeli bilmiyorum...

Serin yaz gecelerinde çiçekli bahçelere yıldız yıldız konan insanları düşünüyorum........

Lak lak


Seyyar satıcı perdesini indirdi. Tezgahı rengarenk toka ve model model ucuz saatlerle doluydu. O da nesi? Tezgahın hemen yanında yerde bir koli dolusu lak lak oyuncağı bana göz etmekte. Lak lak ların önünde çakılıp kalıyorum tabii o an ; Ama o sırada ruhum yıllar öncesine doğru alıp başını gidiyor. Elimizde lak lakla iddialı iddialı bir gayret oynadığımız günler. Yuvarlak iki sert top bileklerimize vurduğunda duyduğumuz acıyı, küçük ama maharetli ellerimiz sayesinde topların bir aşağıda bir yukarıda birbirine çarptığı zaman aldığımız keyifi hatırlıyorum. Yeniden çocuk olmak mümkün değildi tabii ki; çocuklaşmak ise her zaman her yaşta mümkün.

Biraz modeli değişmiş bu zamana ulaşırken ama  yaydığı enerji aynı lak lakların.

Çocuklara anlatıyorum nasıl yapılacağını bilmiş bilmiş. Benden önce başarıyorlar topları altan üstten çarparak o yıllar öncesinin bütün mahalleyi ayağa kaldıran sesini çıkarmayı.

Lak lak lak lak lak lak lak lak lak lak .......



Anneanne kere anneanne


Fizik tedavi ortamı her gün başka bir durumla karşılaştırıyor beni. İlk gün yan yatakta benden iki yaş büyük çarşaflı bir bayanla tanıştım. Ne kadar benzer şeyler yaşadığımızı anladım. Belimizde titreşim yayan elektrotlarla yatar vaziyette tanışıp kaynaştıktan sonra hastane çıkışında ayakta daha resmiydik sanki. Bugün yan yatağa hasta yatırmayı unuttular; uzunca bir zaman sonra genç bir bayan geldi. Ben çıktım. Bakalım 21 gün boyunca verilen bu tedavi sırasında daha neler olacak. Görünüşe göre bütün Ordu fizik tedavisine taşınıyor. Çok yoğunluk var.

Büşra beni anneanne yapalı on aya yaklaşıyoruz.Mesele şu ki romatizmalarımla yüzleştiğim şu günlerde hayatıma fizik tedavisi girdikten sonra artık daha fazla anneanne olduğumu hissetmekteyim. Üstelik örgü de yapıyorum son sürat. Haftaya okuluna dönecek kızıma yetiştirmem gerek. Giyip giymemesi önemli değil. Ben bitireyim de o isterse giymeyebilir. Daha ne olsun. Anneanne kere anneanneyiz işte.

Uzun zaman olmuştu örgü şişlerini elime almayalı. Örgü örerken nasıl da stres atıyormuş insan yeniden hatırladım. Her ilmekte başka bir düşünceyi deviriyorum lacivert feza marka yün üzerine. Bu düşünme antremanı bir de buna benzer bir biçimde çekirdek çiterken oluyor. Düşüncelere dalmak istiyorsan ya örgü öreceksin ya çekirdek çiteceksin. 

Hayat ilmek ilmek ya da çekirdek çekirdek gözümün önünden geçiyor vesselam.



Yön

Çaki o gün, sonuna kadar açık duran balkon kapısından uçup gidebilirdi.

Bir kafes kuşu olduğu için de diğer kuşlar gibi çok yükseklere uçamayarak kolayca bir tekir kedinin midesinde bulabilirdi kendini. Ama ne hikmetse aralık duran oda kapısından çıkarak küçücük bir kanat hareketi ile sağa yani salon tarafına dönmüş, bizim anlayamadığımız bir kuş farkındalığıyla hayatına oldukça hayati derecede dosdoğru bir yön vermişti.

Ne tarafa kanat çırptığını bilmeden sokaklara fırlamış, ağaçların üzerinde mavi muhabbet kuşumuzu ararken bulmuştuk kendimizi bir anda. Hiç yaşamak istediğimiz, zamanı bir kaç saliseliğine geri alabilmeyi şiddetle arzu ettiğimiz anlardı o anlar. Her şeyin bittiğini, artık onu bir daha görmenin, duymanın mümkün olmayacağını iliklerimize kadar hissederken, içimizdeki o anlam veremediğimiz bir kırıntı umut ile kalakalmıştık ardından.

“Gelin! Çaki burada!” Diye çağıran kızımın sesi ile girdiğimiz şoktan çıktık çok geçmemişti ki. Biz perişan hallerde göklerde Onu ararken, O çoktan salonda vitrin aynasının karşısına geçmiş aynadaki aksine ilan-ı aşk etmekle meşguldü. Bizim muhabbet kuşu Çaki, aynadaki aşkının peşinden gitmişti ama aslında bize geri dönmüştü. Bir kanat çırpışı ile bir gaflet anımızda hayatımızdan aniden çıkabilecek bu eşsiz güzellikteki yaratığı ağlamakla gülmek arasında sıkışmış duygularla seyrederken ona YÖN veren hayali aşkına gayri ihtiyari dualar ettik.

Kaybetmek ve bulmak duygusuna dair bir küçük sınavdan geçmiştik ailece.

Neler geçmiyor ki, olmakla olmamak arasında donup kaldığımız o “an” larda aklımızdan. Belki de duygusallığımızı gerçekliğimize kurban vermemek için en fazla direndiğimiz o “an” larda açılıyor zihnimizin kapakları ve çift vardiya çalışıyor beynimiz. Bir tarafta hissiyatımız sel olup gelirken tüm varlığımızın üzerine; bir tarafta bu her şeyi önüne katıp sürükleyebilecek taşkınların önüne baraj oluyor var gücüyle aklımız, irademiz, inancımız. Kalbimiz hastayı zamanında yetiştirmek üzere siren sesini açıyor sonuna kadar. Her şeritte tıkanmış hayat damarlarımıza umudu pompalıyor.

O “an” lar daima olacak hayatımızda ve o “an” larda öğreneceğiz hayatı ders ders. Kaybetmeyi öğreneceğiz en saf haliyle ve çok üzüleceğiz. Bir sınavı, bir yarışı, basit bir lades iddiasını, kedimizi, köpeğimizi, kanaryamızı, Japon balığımızı kaybederken notumuzu yavaş yavaş yükseltecek hayat. Her kaybedişten kazanmaya dair bir şeyler umacağız ısrarla. Sevdiklerimizi hatta sevemediklerimizi bile kaybetmeyi hiç istemeyeceğiz . Ama onları da birer birer ve üstelik en hazırlıksız zamanlarımızda kaybedeceğiz. Her kayıp, ruhumuza hatıralarla örülmüş hüzünlü bir boşluk bırakacak. Ve işte o boşluklar, o “an” lardan birinde bizi de bir lokmada yutacak bir gün.

Her zaman kazanmayı değil, kaybetmeyi de öğretiyor hayat bize.

Kazandıklarımızın kıymetini bilmeyi de…

23 Ocak 2012 Pazartesi

Çok severim


 Silemediğimiz izler de bizim; hayal dünyamızda çiziktirip durduğumuz hayal meyal izler de.Sayfa sayfa karalayıp iz iz kalacağız her birimiz hayatta. 

Her şey bize has bize dair. 

Bizi biz yaptı çoktan izlerimiz.

20 Ocak 2012 Cuma

Sabah sabah

Bu yazıyı bucak mahallesinde bir internet kafe den yazıyorum.

Eşimi sabah saat yedi buçukta kalkan Samsun arabasına bıraktım. Şehre inmişken bazı işlerimi de halledeyim dedim ama tabi bu kadar erken saatte bütün dükkanlar kapalıydı. Trafik sabah mahmurluğu içindeydi. Ben de açık bulduğum bu cafede vakit geçirirken dükkanların açılmasını bekliyorum. Kafeyi orta yaşın üzerinde bir bey işletiyor. İçerisi biraz soğuk. kafeye ilk girdiğimde kimseler yoktu. Şimdi bütün bilgisayarlar doldu. Hepsi de 9-10 yaşlarında erkek çocuklar. (Kız çocuklar muhtemelen evde annelerine yardım ediyorlar ya da ders çalışıyorlar:)Sabahın köründe gelmiş oyun oynuyorlar. Ben onlara onlar da bana şaşırdılar herhalde:)Ne işi var bu teyzenin burada diye akıllarından geçirmiş olabilirler.Ya onları sabahın köründe buraya getiren şey ne? Bu bilgisayar oyunları ile çocukları çok güzel ele geçirdi internet kafeler. Nasıl da heyecanlı heyecanlı kendi aralarında konuşarak oynuyorlar. Heyecan ve merak onları yönlendirmiş buraya.

İç içe pek çok sorunla yaşayarak sürdürüyoruz hayatımızı. Maddi sorunlar manevi sorunlar. Hayatı yaşama başarımız herhalde sorunlarımızı iyi yönetebilmekle doğru orantılı.Her yaşın ayrı bir güzelliği var tabii ki ama her yaşın da ayrı ayrı sorunları var. Sorunsuz hayat na mümkün.Yaşın kemale ermesinin ise yaş almakla değil yaşanılan tecrübelerle alakası var.

Her tecrübeden sonra ne çok şeyin farkına varırız. Sonraki hayatımıza tecrübelerimizden kazanımlarımızı yansıtabilmek çok kolay olmasa da o kadar da zor değildir. Kayıplarını kazanca çeviren insanlarla doludur hayat fark ederiz. Daha sıkı tedbirlerimiz olur, daha çözüme odaklı düşünürüz, daha sabırlı oluruz ve daha geniş öngörümüzle aydınlanır yollarımız, umut etmeye devam ederiz.

İnsani meselelerle boğuşmakta olan bir dünya insanız. Hastalıklar, savaş, geçim derdi başa güreşiyor pek çok yerde. Ölüyoruz , doğuyoruz bir yandan.

Aşık veysel' in dediği gibi "Yetişmek için menzile gidiyoruz gündüz gece"...

Saat dokuzu geçiyor. Dükkanlar açıldı. Gitme zamanı. Gün devam ediyor.

Sağlıkla...






10 Ocak 2012 Salı

Dikkat:)

Adam günün yorgunluğu ile indi arabadan biraz da dalgın, düşünceli. Blogun ağır demir kapısını ittirdi asansörün düğmesine basıp beklemeye başladı. Az sonra ikinci katta evinin kapısındaydı. Anahtarı yanında olmadığı için zili çaldı. Kapı açıldı. Adam ayakkabılarını çıkardı içeri girdi. Bugün karısının misafirleri vardı. Hala gitmemişlerdi demek. Kapıyı da misafir kız açmıştı . Allah Allah! Otuma odasında kırmızı kanepe yok. Bu çocuklar kim? Bir anda ta blogun kapısından oturma odasına kadar yaptığı kısa yolculuğun kendi evinde değil başka bir evde bittiğini anladı ve anlar anlamaz da hızla kapıya doğru yöneldi. Şaşkın, telaşlı, mahcup... Kapıyı açan kızın bakışlarında da aynı şaşkınlık vardı. Ayakkabılarını çabucak ayağına geçirirken sırtından ter boşanıyordu. Kusura bakmayın kızım yanlışlıkla bizim ev diye sizin eve gelmişim derken artık kendini de gülmemek için zor tutuyordu. Bir üst blogtaki evinin kapısını karısı açtı. Adam akşam akşam başına gelen bu küçük adres kazasını ev halkına anlatırken hala kendine hayret ediyordu. Çok güldüler:)

Memurkentte oturmak iyi güzel de böyle bir de riski var. Binalar o kadar aynı ki yanlışlıkla başkasının evine girebilirsin ve oturma odasında ayılana kadar  kendi evinde olduğunu sanabilirsin:)

Amman dikkat:)

Salı Çiçeklerim

Haftanın günlerinden salı için, "sallanır" derler. Diğer günler için de bazı şeyler söylenir. Peşrembenin gelişi çarşambadan bellidir(O zaman çarşambanın gidişi de perşembeden mi belli demektir bu:); Pazartesi hep sendromludur; Haftasonlarına denk getirilen cumartesi- pazara ayrı bir sempatimiz vardır; Cuma bayramdır manevi alemimizde değerlendirebilirsek vs. vs...

Diğer günlere nazaran en hareketli gündür benim için de salı. Tatlı tatlı sallanır sabah saatlerinden itibaren. Şehirden köye köyden şehire sonra tekrar köyden şehire doğru sallanır salı salıncağım:)Tüm gün neredeyse direksiyon başında geçer. Acaba dolmuşculuk yapsam mı diye de aklıma gelir şehrin sokaklarını dolanırken:). 

Fiziksel anlamda olduğu kadar ruhsal anlamda da hareketlidir salı. Kıymetlidir. Candır, canandır. Zordur da. Zorluğundan kolaylıklar da sızar şeker gibi. Sonsuzluğun adını salı koyabilirdim eğer bana sorulsaydı. İçindekilerle tabii ki. Hiç bir şey eksilmesin isterdim salıya dair. 

Sevginin yanıbaşınızda çiçek açtığını bilmiyorum siz en çok hangi gün hissediyorsunuz. Benim çiçeklerim salı günleri açıyor. Salı çiçeklerimle salı günleri hep sallansam.

8 Ocak 2012 Pazar

Manzaram:)

Karşı odanın kapısında kucağında minik.bebeği ile beliren genç adam benim hala laptop başında oturduğumu görüp aklından ne geçirdi bilmiyorum. Misafirimiz bu akşam yatıda. İçerde kızım bebeğine mama yedirmeye çalışıyor. Minik misafir bebeğin annesi de mama pişiriyor mutfakta. Gençlerin internette zaman geçirmelerine fazla takılmayınız. Gün gelecek onlar bebekleriyle uğraşıyorlarken anneanneler, dedeler interneti ele geçirecekler:) Bu akşam benim yaptığım gibi. Herkes bebeği ile meşgul, ben kulağımda kulaklık kendi alemimdeyim............ derken uyumaya direnerek annesini pes ettiren Torunum kapıyı yavaşça aralayarak emekleye emekleye bütün tatlılığıyla içeriye süzüldü:) Galiba bazı konularda bazı yargılara varmak için biraz aceleci davrandım:)

7 Ocak 2012 Cumartesi

Duraklar


Esrarengiz bir sebepti sizi hangi diyarlara götüreceğini çok iyi bilen sert lodos rüzgarlarının önüne katan. Rüzgarlar nereye eseceğini biliyordu da sizin bundan hiç haberiniz yoktu. Kopkoyu bir gafletteydiniz. Akıl ve irade ile sınırlı tercihlerinize kalsaydı bir saniye bile kalmamayı düşüneceğiniz bir durağa bırakıldığınızda yalnızlığınız ayakta karşıladı sizi. O andan itibaren en yüceye teslim ettiniz benliğinizi. Hiç durmaksızın dünya ile ukba arasında düzenlenip duran yürek seferlerini temaşa ederken buldunuz kendinizi bir anda.

Herkes mütemadiyen gidiyor-geliyordu fakat, siz kalıyordunuz. Bu gönül taşımacılığının neresinde olduğunuzu anlamaya çalışıyordunuz . Ne beklediğinizi bilmeden bekliyordunuz bir garip yolcu gibi öylece.

Kavuşma hayali olmayan bir beklemeydi sizinkisi. Ama hangi beklemeler sonucu kavuşanlar bu durakları yeniden aşındırmamıştı ki. Bekleriz ve kavuşuruz ve yine bekleriz. Hayatın bir anlamı kavuşmak ise bir anlamı beklemek değil miydi zaten.

Bir yanda bekleyenler bir yanda kavuşanlar en bildik manzaraları ile var olmaya devam ediyorlar beşeri ilişkiler içerisinde. Galiba önemli olan bu bekleme ve kavuşma süreci arasında neler yaptığımız. Bu süre zarfında en güzel desenleri çıkarıp çıkarmadığımız sabırla iplik iplik ömür denilen kasnağın üzerinde. Ve kavuşma günü geldiğinde gözlere ve gönüllere rengarenk nakışların büyüsü ile hayata dair güzel bir ziyafet çekmeye hazır olup olmadığımız. Vuslatın özlemiyle mahzunlaşmış gönlümüzden sevgi ve hasret motiflerini düşürüp düşüremediğimiz ruhumuzun kesip biçtiği atlas satenler üzerine.

Kalbinizin sesini en fazla duyduğunuz bir mekan olduğu için hala buradasınızdır aslında. Yağmurların içinde saklı olduğunu düşündüğünüz cevapların bir gün yüreğinize düşme umududur sizi bu durağa görünmeyen zincirlerle ta gönülden bağlayan. Yağmurlar yağdıkça cevaplar gönlünüzde filizlenecektir size göre. Bir ömür beklemeye değecek sebepler umuyordunuz gencecik fidanlardan. 


Duraklar var oldukça var olmaya devam edecekti bekleyenler.

Yorumlar :
21.11.2008 14:49
Beklemek ve kavuşmak...Hayat belki de bu ikisi arasında yaşananlar...Duraklar var oldukça bekleyenler ve beklenenler de hep var olacaktır elbet...Duraklarda insanları ayakta karşılayan kopkoyu bir yalnızlık da olsa...insanları o duraklara götüren ve bu med cezirde onları ayakta tutan bir kavuşma ümidi değil mi...geçici kavuşmaların ve geçici ayrılıkların durağı olan şu dünyadan gidişi "şebi aruz" olarak niteleyebilmek marifet...kalbinize ve kaleminize sağlık...
18.11.2008 20:04
vay vay vayyy valla helal olsun ayten hanıma gerçi tanımıyorum kendisini ama çok hoş bir anlatım tarzı ve çok zevkli bir konu seçimi var tebrik eder başarılarının devamını dilerim... saygılar hörmetler..
18.11.2008 16:32
Ne demeli ki... beklerken beklediğini bilmek ve gittiği ilk andan beri gidişini ilk günmüş gibi bilmek. gelmese bile dönmese bile beklemek ama ilk günki gibi bilmek... yüreğine sağlık
18.11.2008 00:56
Maşallah ne hoş, ne ahenkli, ne sürükleyici bir dille anlatılmış hissedişler
derin anlamlarla gizli ama bir o kadarda sade kurulmuş o cümleler..keyifle okudum..
Bu güzel paylaşımı için Ayten hanıma şükranlarımı sizin vesilenizle iletmek isterim..


Arkadaşım Radyo


http://www.moralfm.com.tr/anasayfa.html

Gecenin sözü Moralfm programcılarından: "Allah hırslarınıza değil ihtiyaçlarınıza cevap verir."

Radyo programları ile arkadaşlığım çocukluk yıllarımdan başlar benim. Genellikle TRT yayınlarını dinlerdim. Sadece kendim duyabileceğim kısık ayarda sabaha kadar açık vaziyette uyurdum başucumdaki radyoyla. Uyur uyanır dinlerdim o güzelim şarkıları, türküleri. Çağımın ruhumda kopardığı fırtınaları yatıştırır sükunet verirdi radyo dinlemek bana. Türk sanat müziğinden pek çok eseri o yıllardan ezberlemiştim. Ve tabii sabahları arkası yarınlar, radyo tiyatroları... Büyük bir merak, keyif ve heyecanla takip etmiştim pek çok radyo tiyatrosunu hayaller kura kura. Bazı bay ve bayan spikerlerin seslerinin tınısı hala kulağımda.

Bu satırları 4 seneye yakın bir zamandır müdavimi olduğum radyo kanalını dinlerken yazıyorum şu anda. Kendi radyo maceramı şöyle kısaca bir gözden geçirmiş oldum bir yandan arkadaşıma, radyoma kulak verirken. Aslında bu konuyu daha etraflıca yazmalıyım bir ara. Şu anda "Hoşsada" isimli içeriği şiir, hikaye, sohbet, şarkı, türkü ve dolu dolu kitap tanıtımı olan bir kültür- sanat programını iki değerli programcı sunuyorlar. Programı sunarken aldıkları keyif dinleyenlere kolayca geçiyor.

Siz de dinler misiniz radyo? Ve hangi radyo kanalını, hangi programları gerçekten de bilmek isterdim...

Bu da bir çeşit alışveriş. Programları ruhsal ihtiyaçlarınıza göre seçiyorsunuz.

Manevi hatta maddi kayıplarınızın peşine düşüyorsunuz biraz da. Yarım kalmış meselelerinizi bazen dinlemekte olduğunuz frekanstan gönlünüze düşüveren tek bir kelime ile tamamlayabiliyorsunuz.

İyi bir dinleyici olmak zihin dünyasının kapılarını sonuna kadar açmak, hayal dünyanızı genişletmek, ruh ve beden dengelerinize isabetli tercihlerinizle balans ayarı yaparak kendi hayatınıza doğru rotalar çizmek anlamına gelebilir..

Radyo dinlemeyi hafife almayın. Radyo dinleyenleri de kınamayın. Vallahi kınanırsınız. Yani bir de bakmışsınız ki benim gibi siz de koyu bir müdavim oluvermişsiniz. Ben bu ihtimale kocaman bir inşallah demek istiyorum. Sizin de kayıplarınızın benimkilere benzer olduğunu varsayarak onları bulun diye.

"Ruh-u kalbinizle"  en yakınınızdaki radyonun düğmesine en kısa zamanda uzanmanızı dilerim...

"Hoşça bakın zatınıza":)


5 Ocak 2012 Perşembe

Sevgi olmasaydı.......

"Bir söz tutuşturdu sevgi adına ışıksız bir gönlü. Aşkı sundu görünmez bir el. Titrek bir el meşaleyi gökyüzüne kaldırdı. Bir gönülden bir gönüle yol buldu kendisine bugün;  gönülden, gönlünce.

Zaman çarkı hızla dönmeye başladı sözün ardından. Yeni düşünceler , yeni fikirler, yepyeni tasarımlar, yeni heyecanlar yağdı şakır şakır düşeceği yeri bilircesine. Oluk oluk endişe, tasa, vesvese üşüttü sözü. 


Sevgi olmasaydı umutlar yeşermeyecekti."

Alıntı mı yoksa ben mi yazdım bu kısa yazıyı inanın hatırlayamıyorum. Ben yazdıysam valla güzel şeyler ifade etmişim, kim yazdıysa o da öyle:) Garip bir unutkanlık işte......


3 Ocak 2012 Salı

Gün biterken

Köy. Koyunlar. Anne-Baba ile yemek. Trafikte ters yola girmek. Stres. Televizyon krizi. Büyükbaba- Anneanne ile çaylı sohbet. Soğuk. Kardeşin iş yeri. Eve dönüş. Sabah ola hayrola.

Günortasından selamlar.....


Günortası. Ama kahvaltıyı yeni yaptık.

Hava çok güzel. Kış mevsimi içinde ne kıymetlidir kış güneşi. Bunun üzerine Tarkan' dan bir Kış güneşi şarkısı iyi gitmez mi sizce de......

Büşra annesi ile sitede uyku gezintisine çıktı. Ben de evi süpürüp silmeliyim o arada. Ama oturmuş pc başındayım gördüğünüz gibi. Ocakta ayva kompostosu pişiyor. Bu arada ayva kompostosunun süt arttırıcı etkisi olduğunu söyleyeyim size emziren anneler için. Belki siz de onlardan birisinizdir.

Dünden yemeklerimiz var. Kısa bir çorap krizinden sonra babamızı evden gönderdik. Daha akşama çok var ilavelerimi bekleyiniz. Saat 14.30 gibi köy yollarında olacağım..

İş başına........


2 Ocak 2012 Pazartesi

Öylesine

"Günler gelip geçmekte kuşlar gibi uçmakta."

Bir kavanoz taze tuzlu fıstık laptopumun hemen yanıbaşında. Odanın ışığını yaktığım için salıncağından inerek yemlenmeye başladı Çaki. Hafif ötüşlerle keyifli keyifli. Evde herkes yattı. Ortalık sessiz. Üst kattan televizyon sesleri geliyor. Saatler yeni bir günün dakikalarına merhaba demek üzere. Bugün, gecenin içinde yarına doğru yol almaya başladı bile. Uykuya direnen bebek uyudu. Annesi derin bir nefes aldı. Bir kadın gün boyu cebelleştiği mutfak tezgahını şöyle bir gözden geçirirken yarın hangi yemeği pişireceğine karar verdi. Bir adam uzun bir iş seyahatinden sonra evine döndü yorgun- argın. Korkunun kol gezdiği dağları korkusuzca turladı çocuklar doğuda bir yerlerde. Bir çocuğu asker bir çocuğu terörist ana gözünü bu gece de kırpmayacak. Sevgililer ayrıldı. Sevgililer kavuştu. Televizyon izlerken kanepede uyuyup kalan eşinin üstünü örttü kadın. Memleketteki anası babası aklına düştü bir gurbetçinin. Bir asker kışladan dualarını yolladı eşine çocuğuna.

Yıldızlar bulutların arkasına saklandı. Umudunu kaybetmedi dünya.

Öylesine yazdığı bir yazıyı bitirdi yazanı:)

Rastgele

Zihnim tamtakır kuru bakır. (Ne demekse). Cümle avına çıktım. Rasgele. Ne gelirse ...

İkindi ezanı okunuyor İstanbul' da şu an. Nerden mi biliyorum. Dinlediğim radyo İstanbul' dan yayın yapıyor da ondan. Radyom 24 saat açık.(İyi abarttım:) Dinlesem de dinlemesem de. Eskisi kadar iyi bir dinleyici değilim artık.

Bu sabah uyandıktan sonra yeniden uyudum. Gördüğüm rüyadaki eski , harap olmuş, toz toprak içindeki evi hala temizleme isteği var içimde. Bazen rüyalarla gerçekleri ayırt edemiyor insan. İki gündür evi süpürmek istiyorum bir türlü odaların tamamını süpürmeyi başaramadım. Öncelik Büşra nın işleri . Uykuya daldığı saatlerde süpürge çalıştıramıyoruz. O uyanıkken de onu sevmekten süpürgeyi elimize alamıyoruz. Büşra şu anda salonda yaptığımız yer yatağında uyuyor. Annesi o uyanana kadar çarşıya indi. Hava biraz kapalı, soğuk ve yağışlı. Karşı tepelerde kar var.Dün köye çıkmayı düşünmüştük. Olmadı. Biz de Hünkar restorana gittik. Beyti kebap her zamanki tercihim oldu. Büşrayı mama sandalyesi ile camın önüne oturttuk. Gidip gelen teleferikleri fark etti. Bir yandan aşağıda akan araba trafiğine bir yandan havadaki teleferik trafiğine bakıp durdu ilk başlarda. Bir müddet sonra içerideki çocukları izlemeye başladı. Dönüş yolunda uyudu.Bir gece önce babasını Afyon' a yol ettik. O gece uykusu kaçtığı için uykuya yeniden dalmakta çok zorlandı. Ağlama krizine girdi. Araba ile kasisli yollarda sallana sallana giderken uyudu. Herkesin bebeği normal beşikte uykuya dalıyor büşra ise araba ile kasisli yollarda:)

Şu sıralar yazmak çok içimden gelmiyor. Motivasyon sıfır, istek mistek yok. Zaten yazmanın ne zor olduğunu anladıkça bu işe nasıl girdiğimi filan düşünüp kendime de şaşırıyorum. Aslında beni yazıya iten ruh halim üzerinde biraz durup düşünmem gerek. Belki onu kaleme indirebilirsem asıl o zaman yazmış olacağım. İnsanın duygu ve düşüncelerini dil ile ifade etmesine konuşmak kalem ile ifade etmesine ise delilik pardon yazmak denir .

2012 beni kara kara düşündürüyor. Yoğun bir yıl olacağa benziyor. Her açıdan. En çok sağlığa ihtiyacımız var. Hep beraber 2013 e sağ ve esen ulaşırız inşallah..........

Mutfakta ayıklanıp temizlenmiş şalgam pişirmem için beni bekliyor.:)

Elif Şafak' ın kitabını hala bitiremedim. Daha sırada İskender Pala' nın Od adlı kitabı var. İkisi de okuma iştahıma uygun kitaplar.

Sitelere yazı vermeyi bıraktım. Gazeteye de. Merve duysa "bıraktım dediğine göre yeni yazılar yola çıktı demektir" derdi:) Doğrusu bazen bir şeyler yazasım gelse de o sancılı sürece girmekten imtina ediyorum.

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...