31 Aralık 2011 Cumartesi
Not
Evinize giden uzun ve dik yokuşlu yolu yaşınıza ve dee romatizmalarınıza rağmen koşarak çıkabilirsiniz. Eğer içinize altını açık unuttuğunuz yemeğin yanıp kül olup ortalığı alevler saracağı korkusu düştüyse tabi:) Sizi ateşleyen bir korkunuz olsun yeter:)
30 Aralık 2011 Cuma
Orda mısınız?
Yazarken yaşamak zor diye düşünmeye başladım aklım fikrim ailemde, çevremde, hatta çevremin de çevresinde, geçmişimde geleceğimde olan ve olabileceklere iştahla bakmaya başlayalı beri. Yazmak kesinlikle bir çeşit delilik. Zaten hayat seni yaza yaza bitiremezken sen tutuyorsun yazılanların bir de tekrarını yapıyorsun kağıtla kalemle. Ne gerek var. Yaşa yazgını çek git.Zaten yazdıklarını okuyan da yok. Herkes kendi yazgısının derdinde.
Bugün Cumaydı. Ve Cuma günlerinin hayat akışımdaki yeri ayrı. Bu akışın tam da farkında olduğumu söyleyemem. Cuma günlerini herhalde bir gün gelecek elimde fenerle arayacağım. Ama içinin bomboş olduğunu göreceğim. Niyesini belki daha sonra anlatırım. Şimdilik bir not düşüyorum.
Beşikler ve bebekler. İlginçler. Bazı beşikler bebekleri uyutuyor ama bu beşik Torunumu uyandırıyordu. Büyük bir zevkle getirdi kurdu çocuklarını uyutup büyüttüğü kendi icadı olan beşiği yeğeninin çocuğu için büyük dayı ama sonuç; bugün kaldırdık. Sabah erkenden beşikle beraber köye çıktım.
Ne zaman çarşıya pazara çıksam uzun zamandır görmediğim eş dost akraba ile karşılaşıyorum. Küçük yerde yaşamak böyle bir şey. Çocuklar büyümüş, büyükler yaşlanmış. Konuşacak hem çok şey hem de hiç bir şey kalmamış. Tebessüm dolu yüzler kırışıkları da kapatıyor sanki.Hem benim hem onların.
Bugün iç içe ne çok şey oldu. Onları madde madde yazmak daha mı kolay nedir.
Deneyelim mi?
1-Sabah annemin telefonu çalmadan önce uyanmıştım zaten. Sonra hazırlanıp köye doğru yola koyuldum. Sabah güneşi yolda bir kaç yerde gözümü kör etti resmen. Bir yandan da bahçelerde kırağı vardı. Evden üst üste "dikkatli ol birinci vitesle git" uyarıları aldım. Helalleştim bile. Nolmaz nolmaz. Annem babam çoktan hazırlanıp aşağı harmana inmişlerdi. Doğruca hastaneye gittik.
2-Un-Pa pastanesinde onlara karışık tost yaptırıp götürdüm. Akra markette buluştuk. Ben gittiğimde daha alışverişleri bitmemişti.
3-Sonra cami aradık. Bayanların da namaz kılabileceği. Karşıyaka, Ensar, Rus pazarındaki cami derken en sonunda Ulu cami de bulduk kadınlar için yer. Kuran kursu verilmekte olan sınıfta caminin içine açılan pencereyi aralayarak sıcak sobanın başında 10 kişilik bir bayan cemaatle Cuma namazı kıldık. Sahi camiler neden soğuk olur böyle.
4-Namazdan sonra hastaneye geldik.Doktorla görüşmek üzere.Görüştük. Reçeteyi alıp eczaneye geldik.
5-Babam "İffet ya hu!" adlı kitabı istedi.NT den aldım.NT de ödeme yaparken bir bayan Sinan yağmur un kitaplarını almıştı. Aşk üzerine bir kaç kitap daha. Herkes bu aşk konusuna fazla takılmış. Yani tasavvuf aşkına. Baktım arasında babama aldığım kitap da var. "İffet ya hu" çok satanlar listesine aday anladığım kadarıyla.
6-Eski komşumla karşılaştım. Ayak üstü kısa bir muhabbet yaptık.
7-Yine eski bir komşumun kızı ile bir tuhafiye dükkanında karşılaştık. Dükkan onlarınmış. Yün ve şiş aldım ondan. Bir de annemin siparişi olan beyaz üzerine mor güllü çember.Ve bir de üzücü hastalık haberi.
8-Annemleri köye bırakıp şehirden eşimi aldım.
9-Eve geldim. Hamsi yaptım.
10-Sanmayın ki bugün sadece bunlardan ibaretti. Bir on madde daha var ki o da bana kalsın. Velhasılı karalahana yaprakları gibi iç içe geçmiş bir gündü bugün.
Günün yorgunluğu şu an beni ele geçirmeden önce şunu söyleyebilirim ki harekette bereket var.
Yeni bir de yıl var önümüzde ha girdi ha girecek hayatımıza. Eskiyi aratmasın yeter.
Orda mısınız:)
İyi saçmalamış mıyım?!
Bugün Cumaydı. Ve Cuma günlerinin hayat akışımdaki yeri ayrı. Bu akışın tam da farkında olduğumu söyleyemem. Cuma günlerini herhalde bir gün gelecek elimde fenerle arayacağım. Ama içinin bomboş olduğunu göreceğim. Niyesini belki daha sonra anlatırım. Şimdilik bir not düşüyorum.
Beşikler ve bebekler. İlginçler. Bazı beşikler bebekleri uyutuyor ama bu beşik Torunumu uyandırıyordu. Büyük bir zevkle getirdi kurdu çocuklarını uyutup büyüttüğü kendi icadı olan beşiği yeğeninin çocuğu için büyük dayı ama sonuç; bugün kaldırdık. Sabah erkenden beşikle beraber köye çıktım.
Ne zaman çarşıya pazara çıksam uzun zamandır görmediğim eş dost akraba ile karşılaşıyorum. Küçük yerde yaşamak böyle bir şey. Çocuklar büyümüş, büyükler yaşlanmış. Konuşacak hem çok şey hem de hiç bir şey kalmamış. Tebessüm dolu yüzler kırışıkları da kapatıyor sanki.Hem benim hem onların.
Bugün iç içe ne çok şey oldu. Onları madde madde yazmak daha mı kolay nedir.
Deneyelim mi?
1-Sabah annemin telefonu çalmadan önce uyanmıştım zaten. Sonra hazırlanıp köye doğru yola koyuldum. Sabah güneşi yolda bir kaç yerde gözümü kör etti resmen. Bir yandan da bahçelerde kırağı vardı. Evden üst üste "dikkatli ol birinci vitesle git" uyarıları aldım. Helalleştim bile. Nolmaz nolmaz. Annem babam çoktan hazırlanıp aşağı harmana inmişlerdi. Doğruca hastaneye gittik.
2-Un-Pa pastanesinde onlara karışık tost yaptırıp götürdüm. Akra markette buluştuk. Ben gittiğimde daha alışverişleri bitmemişti.
3-Sonra cami aradık. Bayanların da namaz kılabileceği. Karşıyaka, Ensar, Rus pazarındaki cami derken en sonunda Ulu cami de bulduk kadınlar için yer. Kuran kursu verilmekte olan sınıfta caminin içine açılan pencereyi aralayarak sıcak sobanın başında 10 kişilik bir bayan cemaatle Cuma namazı kıldık. Sahi camiler neden soğuk olur böyle.
4-Namazdan sonra hastaneye geldik.Doktorla görüşmek üzere.Görüştük. Reçeteyi alıp eczaneye geldik.
5-Babam "İffet ya hu!" adlı kitabı istedi.NT den aldım.NT de ödeme yaparken bir bayan Sinan yağmur un kitaplarını almıştı. Aşk üzerine bir kaç kitap daha. Herkes bu aşk konusuna fazla takılmış. Yani tasavvuf aşkına. Baktım arasında babama aldığım kitap da var. "İffet ya hu" çok satanlar listesine aday anladığım kadarıyla.
6-Eski komşumla karşılaştım. Ayak üstü kısa bir muhabbet yaptık.
7-Yine eski bir komşumun kızı ile bir tuhafiye dükkanında karşılaştık. Dükkan onlarınmış. Yün ve şiş aldım ondan. Bir de annemin siparişi olan beyaz üzerine mor güllü çember.Ve bir de üzücü hastalık haberi.
8-Annemleri köye bırakıp şehirden eşimi aldım.
9-Eve geldim. Hamsi yaptım.
10-Sanmayın ki bugün sadece bunlardan ibaretti. Bir on madde daha var ki o da bana kalsın. Velhasılı karalahana yaprakları gibi iç içe geçmiş bir gündü bugün.
Günün yorgunluğu şu an beni ele geçirmeden önce şunu söyleyebilirim ki harekette bereket var.
Yeni bir de yıl var önümüzde ha girdi ha girecek hayatımıza. Eskiyi aratmasın yeter.
Orda mısınız:)
İyi saçmalamış mıyım?!
29 Aralık 2011 Perşembe
Artık Günlük Tadında
Kimbilir hangi harfin ya da hangi kelimenin ucuna takılarak bu bloğa düştü yolunuz. Belki tanışıyoruz belki tanışmıyoruz. Eş, dost, akrabayız belki ya da tanışıklığımız sadece insan oluşumuzdan. Bilmiyorum hangi sebeple bu satırlara gözünüz ilişti. Ama buralara yolunuz düşmeye devam edecekse bundan böyle bazı farklılıkların da farkına varacaksınız demektir. Paylaşmak güzel. Belki en çok istediğimiz ama en az hayata geçirdiğimiz bir hal paylaşma halimiz. Eşimizle, arkadaşlarımızla, çocuklarımızla ilişkilerimiz hiç bir zaman istediğimiz nitelikte olamıyor ne yazık ki. Hep bir erteleme halindeyiz. Bir ömür yüreğimizle yürekli paylaşımların peşinden koşar dururken tamamlanmışlık duygusu veren güzel paylaşımlarımız da olmuştur muhakkak sevdiğimiz, değerli görülüp değer verdiğimiz insanlarla. Onların hayatınızda artmasını dilerim. Ve hayatımda da.
Farklılık dedim bloğumda ya hani işte o farklılığın nasıl olacağından bahsedeyim biraz da.
Aslında önce yeni bir blog açmayı düşündüm. İçinde bulunduğum günü diğer günlerden farklı yapan her şeyi oradan paylaşmak istedim. (Bundan gayem yazı ile ilişkime ara vermemek biraz da.) Sonra neden buradan olmasın dedim. Bundan sonra burada her gün içinde yaşadığım toplumun bana yüklediği sayısız kimliklerimden her birinin duygu ve düşüncelerine rastlayacaksınız. Bazen annece, bazen anneannece, kardeşce, arkadaşca, vatandaşca... Günümü diğer günlerden farklı kılan ne olduysa onları yazacağım. Günlük tadında .
Bugün oldukça hareketli bir gündü. Saat 2. 30 da Büşra' nın rutin kontrolü vardı. Dedesi doğumevinden randevu alıp bizi yönlendirdi. Saat 2 ye gelmeden hazırlanıp çıktık. Dolmuşla hastane sapağına ordan da yine dolmuşla doğum evine geçtik. Tam vaktinde oradaydık. Mutemet odasında ... bey bizi bekliyordu. Yıllar önce eşimin desteği ile girdiği bu işte 24. yılını tamamlıyormuş. Annesi Büşra ile doktora gitti. Bana çay söyledi ... bey. Saçlarına ak düşmüş bu orta yaşlı adamın gençlik hali dün gibi aklımdaydı. Masasında Muhsin Yazıcıoğlu resimli bir takvim ve duvarda da Galatasaray posteri vardı. Çay çok güzeldi. Bir süre sohbet ettik. Daha doğrusu ... bey konuştu ben dinledim. Daha önce de karşılaştığımızda öyle yapmıştı. Vefasını göstermek için her fırsatta böyle yapıyordu. Mert ve kadirşinas bir adam vesselam. Çocuklarımın da doktoru Ordu' nun önemli bir değeri olan Dr. Neşide hanımın iki yıl önce başhekimlikten ayrıldığını şimdi acilde görevine devam ettiğini söyledi. Neşide hanımın hastahaneye çok hizmetleri olduğunu anlattı. Şimdiki başhekimin kim olduğunu sormadım o arada. Yeni ve çok iyi çocuk doktorlarının ve kadın doğumcuların geldiğinden bahsetti.
Doğumevindeki işimizi bitirdik çıktık. Hünkar restorana doğru giderken benim aklıma Şükran' ın mutfağı adlı ev yemeklerinin yapıldığı yer geldi. Hünkar dan vazgeçip Şükran' ın mutfağına yöneldik. Beni içeride hoş bir sürpriz bekliyormuş meğer. Şükran bizim Şükran' mış. Çok hoş bir tesadüf oldu bu benim için. Onun da torunu olmuş. Duvarda asılı torununun resimlerini gösterdi. Kızkardeşi cam bir masanın üzerinde mantı kapatıyordu. Çok güzel bir ısırgan çorbası ile ev mantısı yedik bol anneannece muhabbet eşliğinde. Büşra nın iştahla yediği menüsünü ( tavuksuyu şehriye çorbası ve yoğurt) hediye ettiler:)Çıkarken bir tepsi gül tatlısı aldık. Damadım yemin törenini yaptı. Bugün iki günlüğüne geliyor. Şu anda dönüş yolunda. Tatlı onun için.
İşte böyle dostlar. Bundan sonra sizlerle günümü buradan zamanım ve kelimelerim elverdiğince paylaşacağım. Şimdilik hoşçakalın...
Farklılık dedim bloğumda ya hani işte o farklılığın nasıl olacağından bahsedeyim biraz da.
Aslında önce yeni bir blog açmayı düşündüm. İçinde bulunduğum günü diğer günlerden farklı yapan her şeyi oradan paylaşmak istedim. (Bundan gayem yazı ile ilişkime ara vermemek biraz da.) Sonra neden buradan olmasın dedim. Bundan sonra burada her gün içinde yaşadığım toplumun bana yüklediği sayısız kimliklerimden her birinin duygu ve düşüncelerine rastlayacaksınız. Bazen annece, bazen anneannece, kardeşce, arkadaşca, vatandaşca... Günümü diğer günlerden farklı kılan ne olduysa onları yazacağım. Günlük tadında .
Bugün oldukça hareketli bir gündü. Saat 2. 30 da Büşra' nın rutin kontrolü vardı. Dedesi doğumevinden randevu alıp bizi yönlendirdi. Saat 2 ye gelmeden hazırlanıp çıktık. Dolmuşla hastane sapağına ordan da yine dolmuşla doğum evine geçtik. Tam vaktinde oradaydık. Mutemet odasında ... bey bizi bekliyordu. Yıllar önce eşimin desteği ile girdiği bu işte 24. yılını tamamlıyormuş. Annesi Büşra ile doktora gitti. Bana çay söyledi ... bey. Saçlarına ak düşmüş bu orta yaşlı adamın gençlik hali dün gibi aklımdaydı. Masasında Muhsin Yazıcıoğlu resimli bir takvim ve duvarda da Galatasaray posteri vardı. Çay çok güzeldi. Bir süre sohbet ettik. Daha doğrusu ... bey konuştu ben dinledim. Daha önce de karşılaştığımızda öyle yapmıştı. Vefasını göstermek için her fırsatta böyle yapıyordu. Mert ve kadirşinas bir adam vesselam. Çocuklarımın da doktoru Ordu' nun önemli bir değeri olan Dr. Neşide hanımın iki yıl önce başhekimlikten ayrıldığını şimdi acilde görevine devam ettiğini söyledi. Neşide hanımın hastahaneye çok hizmetleri olduğunu anlattı. Şimdiki başhekimin kim olduğunu sormadım o arada. Yeni ve çok iyi çocuk doktorlarının ve kadın doğumcuların geldiğinden bahsetti.
Doğumevindeki işimizi bitirdik çıktık. Hünkar restorana doğru giderken benim aklıma Şükran' ın mutfağı adlı ev yemeklerinin yapıldığı yer geldi. Hünkar dan vazgeçip Şükran' ın mutfağına yöneldik. Beni içeride hoş bir sürpriz bekliyormuş meğer. Şükran bizim Şükran' mış. Çok hoş bir tesadüf oldu bu benim için. Onun da torunu olmuş. Duvarda asılı torununun resimlerini gösterdi. Kızkardeşi cam bir masanın üzerinde mantı kapatıyordu. Çok güzel bir ısırgan çorbası ile ev mantısı yedik bol anneannece muhabbet eşliğinde. Büşra nın iştahla yediği menüsünü ( tavuksuyu şehriye çorbası ve yoğurt) hediye ettiler:)Çıkarken bir tepsi gül tatlısı aldık. Damadım yemin törenini yaptı. Bugün iki günlüğüne geliyor. Şu anda dönüş yolunda. Tatlı onun için.
İşte böyle dostlar. Bundan sonra sizlerle günümü buradan zamanım ve kelimelerim elverdiğince paylaşacağım. Şimdilik hoşçakalın...
26 Aralık 2011 Pazartesi
Günaydın Çaki!
Güne Çaki ile başladık. Şu anda ben klavyede onu ürkütmeden yazmaya çalışırken sol elimin baş parmağında durmuş sağa sola bakınıyor. Uzun bir süre kafesinden çıkaramamıştım. Kafesinden çıkar çıkmaz odada iki tur attı. Sonra geldi başıma kondu.
Şimdi de parmağımdan koluma yürüdü ve omuzuma yerleşti. Gagasıyla kanatlarını temizliyor. Arada bir kabarıp silkelenerek ne kadar mutlu olduğunu anlatıyor. İnsanları bu kadar kendisine yakın görmesinin sebebi ne acaba. Bir kuş nasıl bir insana bu kadar güvenebiliyor.
Ben sessizim o benden sessiz. İkimizin üzerinde de sabah mahmurluğu var. Birazdan her sabah olduğu gibi üst üste sanki bir orkestra gibi sesler çıkarmaya başlar. Tek kuşluk orkestra!
Bakalım kafesinin yolunu ne zaman tutacak diye düşünüyordum tam omzumdan havalandı kafesine kondu. Hemen kapısını kapattım. Bugünlük bu kadar özgürlük yeter.
Şimdi de parmağımdan koluma yürüdü ve omuzuma yerleşti. Gagasıyla kanatlarını temizliyor. Arada bir kabarıp silkelenerek ne kadar mutlu olduğunu anlatıyor. İnsanları bu kadar kendisine yakın görmesinin sebebi ne acaba. Bir kuş nasıl bir insana bu kadar güvenebiliyor.
Ben sessizim o benden sessiz. İkimizin üzerinde de sabah mahmurluğu var. Birazdan her sabah olduğu gibi üst üste sanki bir orkestra gibi sesler çıkarmaya başlar. Tek kuşluk orkestra!
Bakalım kafesinin yolunu ne zaman tutacak diye düşünüyordum tam omzumdan havalandı kafesine kondu. Hemen kapısını kapattım. Bugünlük bu kadar özgürlük yeter.
9 Aralık 2011 Cuma
Ocak başından Hutbe Dinlemeye
(Hz. Ali (radıyallalhu anh) Kufe’de hutbe verirken minberden şöyle seslenmiştir: “Cum’a günü olunca şeytan çarşı ve pazara erkenden bayraklarıyla gider, insanlara binbir engel çıkararak mani olmaya, onları cum’a'dan (hiç olmasa) geciktirmeye çalışır. Melekler de erkenden gidip mescidin kapılarına dururlar. Gelenleri birinci saatte gelenler, ikinci saatte gelenler diye yazarlar. Bu hal imam (hutbeye) çıkıncaya kadar devam eder. Kişi mescidde, imamı görüp, dinleyebileceği bir yere oturup, can kulağıyla dinledi ve konuşmadı mı, kendisine iki kat sevap vardır. Kişi uzakta kalır ve imamı dinleyemeyeceği bir yere oturur, sessiz durur ve konuşmazsa bir hisse sevap alır. Eğer, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur fakat boş konuşma yapar, sessiz kalmazsa, ona iki hisse vebal yazılır. Eğer, dinleme ve görme imkanı olmayan bir yere oturur ve boş konuşur ve sessiz kalmazsa, ona bir hisse vebal vardır. Kim de yanındaki arkadaşına cum’a günü “sus!” derse “boş konuşmuş” olur. Kim de boş konuşur ise, o cumadaki sevaptan nasibsiz kalır.”)
Güzel hitabeti ve gür ses tonu ile etkili bir hutbe okuyor imam. Gün ortasında işi gücü bırakarak camiye gelen “Erkek” cemaate imani meselelerle ilgili hayatın içerisinde uygulayabilecekleri hem dünyaya, hem ahirete dair bilgiler veriyor. Kuran ve hadisi bu mukaddes ortamda bilgisinin ve yüreğinin yettiğince kalplere nakşetmeye çalışıyor. Yaradan ile yaratılan arasında gönül köprüleri kurma gayretinde. İçtimai meselelerden bahsediyor. Toplumsal hayatın sağlıklı, ahlaklı, insani ve islami bir tanzimini cemaat ile birlikte mümkün mertebe hayata geçirme derdinde.
Arabayı sattıkları için bir süredir annem ve babamla köyün camisine birlikte gidip geliyoruz Cuma günleri. Cuma namazının sosyal hayata dönük yüzünü de görmüş, anlamış oldum böylelikle. Evimize en fazla 15-20 dakikalık uzaklıkta olan köyümüze doğru yola çıkıyorum Cuma selası verilirken. Yol üzerinde üç cami var. Kış mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirdiği şu günlerde yün kazak ve berelerini ceketlerinin içine giyinip kuşanmış yaşlı, genç, çocuk ve tabii hepsi de erkek olan cemaat sohbet ederek cami yollarına dökülüyorlar. Kadınlar ise bu saatlerde ocak başına geçiyorlar. Erkekler Cuma namazından çıkıp evlerine doğru yönelirken kadınlar öğlen namazlarını kendi kendilerine evlerinde kılmış; Masayı da kurmuş oluyorlar. Camiye gitmek gibi bir düşünceleri ise hiç olmamış. Köy kadınları, şehir kadınları mutfaklarında harıl harıl kocalarına yemek hazırlarken erkekler camilerde hutbe dinliyorlar. Her Cuma bilgi dağarcıklarına bir şeyler ekliyorlar az-çok. Kadınlar bu ilim, irfan ve hizmet ortamından mahrum olduklarının farkında bile değiller. Eğer kadınlar camiye erkekler kadar yakın olsalardı herhalde yeni bir nesli oluştururlarken birbirlerini daha iyi desteklerlerdi.
Cuma namazı sosyal bir ibadet. İnsana sosyal bir varlık olduğunu hatırlatıyor. Bütün namazlar gibi Cuma namazı da dosdoğru kılındığında hem kişisel hem toplumsal ilişkilerimizi düzenleyici, güzelleştirici bir özelliğe sahip. Erkeklere farz kılınmış. Kadınların kılmasında da bir mani görülmemiş.
“Allah’ın c.c kadın kullarını Allah’ ın c.c mescitlerinden engellemeyin.” Diye buyuruyor Hz. Peygamber.
Kadınları camilerden uzaklaştırmak yerine onları da adap ve usulüne uygun olarak, bu manevi atmosfere dahil etmeye şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum Cuma namazı kılmaya başlayalı. Ocak başında kaldıkları yetmez mi! Biraz da hutbe dinlesinler en doğru mekanda ve en doğru zamanda bütün inanan erkekler gibi.
9 aralık 2011 cuma
Hayırlı Tezkereler
Koridora sızan ışık uykumu bölüyor. Kalkıp söndürmek istiyorum. Bir külçe gibiyim. Dizlerim beni tartmıyor. Duvara dayanarak ileriye doğru birkaç adım atabiliyorum. O da nesi?! Yerde pembe bir çift çorap var. Küçücükler. Bebek çorapları bunlar. İyi de burada işleri ne? Üzerimde tonlarca ağırlık. Gözlerimi açamıyorum. Çok sıcak. Pijamamın yakası terden sırılsıklam. Hissediyorum soğuk soğuk. Kaloriferleri neden bu kadar çok yakarlar?
Ne taraftan geldiğini kestiremediğim sesler duyuyorum belli belirsiz. Fısıl fısıl. Zor bir hal koridorun solundaki misafir odasına doğru yöneliyorum. Işık sokak lambasından içeriye süzülerek halının üzerine vuruyor . Yerde acaip karaltılar görüyorum anlayamadığım. Ne olabilir diye eğilip bakıyorum. Kırmızı plastik bir kepçe ile yeşil kocaman plastik bir salata kasesi, yanında da mavi kokulu bir namaz tespihi boylu boyunca. Az ilerde gökkuşağı renklerinde boncuklu bir saç tokası, ve yine rengarenk bez bir top.
Top mu? Şimdi hatırladım! Oyuncakcıdan almıştım bu topu dün. Doğru ya torunum gelecekti bugün! Gövdemin üzerindeki tonlarca ağırlığın birden kalktığını hissediyorum. Hafifliyorum. Uyku ile uyanıklık arası halimden çıkıyorum. Her şey netleşiyor. Torunum, kızım, damadım. Uzun bir yolculuğun ardından uzunca bir süre kalmak üzere bize geldiler. Damadım bedelli askerlikten az bir ay farkı ile yararlanamadı. Haftaya asker! Aile kalesinin hayatta olan biz büyükleri bu geçiş döneminde onlara elimizden gelen desteği vereceğiz seve seve. Daha önce zamanında kendi ailemizden aldığımız desteğe benzer.
Hayat kendini tekrar ediyor. Oyuncular ve rol dağılımı değişti sadece. Dün ben eşimi askere yol ediyordum, bugün kızım eşini. Genç babalar vatani görevlerini bir an evvel yerine getirmek üzere askere giderlerken; Bizim toplumumuzda genç anneler de bebekleri ile aile kalesi içerisinde kalıyorlar genellikle. Ve aslında onlar da cephe gerisinde birer askerler…
Sesleri yeniden duyuyorum. Yeni beşiğine alışamadığı için ağlayarak uyanan bebeği ile sesini iyice yumuşatarak konuşuyor annesi. “Tamam yavrum! “Tamam bebeğim!”
Evde bebek var! Yerde oyuncaklar! Kışlada asker!
Yüreklerde daha gitmeden özlem!
Hayırlı tezkereler!
08 aralık Perşembe 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
sizin planlarınız kaderi bağlamaz
Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...
-
Yarım kilo buğdaydan bir tencere keşkek. Yapılışını ben de pek bilmiyorum. Buğdayın akşamdan ıslatılıp sonra da iyice pişirilmesi gerekiyo...
-
Yolculuk var dostlar. Bir- iki hafta kadar evimden uzaklarda olacağım. Tek başıma yaptığım yolculukları seviyorum.Yola çıkmadan evvel ha...
-
Patlıcandan yapılan her çeşit yemeğe bayılırım ama gürcüce patlıcan yemeğinin yeri başkadır. Bu yemek masadaysa önce onun tadına bakılı...


