14 Eylül 2013 Cumartesi

Kalk gidelim annanne:)









"-Anne okula gitsin; Sen anneannenle evde kal olur mu kızım?
-Oyuy(Olur)
.......................
Sessizlik çok sürmez:)
-Hayıy(Hayır) ben okuy(l)a gey(l)cem! Annenne de gey(l)sin!"



Kalk gidiyoruz annanne:)Yine yol çıktı kısmetimize. Ordu-Ankara hattında anneannelerden bir anneanneyim bu gece. Büşra beni bekliyor. Annesi ile beraber kreşe gidip gelmeye başlamışlardı bir haftadır. İlk günlerin tantanası, temposu onu yormuş. Biraz anneanne desteğine ihtiyacı olmuş;Kendisi her ne kadar kabul etmese de:)

Bu sabah yağmur ve sis var şehrimde. Ankara' da ise hava sıcaklığı otuz derecelerde seyrediyormuş. Valizi ona göre hazırlamalı. Geride kalanlara bir kaç kap yemek yapmak, çamaşır, bulaşık, ütü durumlarına bir el atmak zamanı.Kuşların suyunu tazelemeli. Bir kaç renk yün, tığ ve çocuklarda internet olmadığından benim emektar radyoyu da yanıma almalı. "Milena' ya mektuplar", annanne gözlüğüm ile beraber girsin valize.

Gidip de gelmemek gelip de görmemek düşüncesinin verdiği duyguya selam olsun bu arada.

Herkesler sağlıcakla kalsın; Hastalar şifa bulsun inşallah.

Kalk gidiyoruz Küheylan; Pardon annanne:)







""ölüm var"

bedenimiz ne kadar geçici ise bu dünya için ruhumuz o kadar kalıcı. toprağa karışıp gideceğiz ama ruhlarıyla bağ kurduğumuz insanlar sayesinde dünyada olacağız bir süre daha . o bağı biz inşa etmiş olacağız yaşarken. hatıralarla yaşayacağız yani. hatırlanma süremiz o bağ kadar.ne kadarsa o kadar.bedenin ölümü ruhun özgür kalması demek .bedende takılıp kaldığımız için ölüm ürkütücü geliyor.dini öğretilerin insandan insana geçerken insanlaşması yüzünden hayat ile ölüm arasında iyi bir denge kuramıyoruz.akıl, mantık ve kalp üçgeninde kendimize bir yol bularak ölümden korkmadan yaşayabilmeyi umuyoruz. başarıyor muyuz. orası çok şüpheli. sevdiklerimizi kaybederken onlarsız bu hayatın ne kadar boş, anlamsız ve çekilmez olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz önce; sonra unutma özelliğimiz devreye giriyor ve kolaylaştırıyor bir sürü şeyi. onların ölümünde kendi ölümümüzü görmekten daha fazla bir şey var.kendi ölümümüzün önündeki perdeler çok kalın. hayat kaynağımız sevgiden kopma duygusu çok berbat.elimizde olsaydı kimseyi sevmezdik bu acıyı yaşamamak için.ama o duygular kan bağı ya da her şeye, herkese daha doğrusu hayata duyabildiğimiz aşk ile bizi kıskıvrak yakalıyor ."Allah' ın c.c ipine sarılmak" cümlesindeki cevheri derin acılara düşmeden bulabilirsek ne mutlu bize.

hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan yanıma söylüyorum :"ölüm var"

gene duymadı:)

9 Eylül 2013 Pazartesi

Soru

"Uzun zamandır görüşemedik; Nerelerdesin?" diye soruyor arkadaşım biraz sitemli biraz esprili...

Sahi nerelerdeydim ben acaba?

Böyle pat diye sorulunca da cevabı bul bulabilirsen.

Ben de bilmiyorum ki nerelerdeydim.

Ne çok okumak istediğim bir kitabın başındaydım; ne sohbeti doyumsuz bir arkadaşın yanında...

Çoluk çocuk faslını geçtim;şu sıralar torun torba faslındayım onu biliyorum...

Düğünler  hiç durmaksızın devam ediyor, cenazelerin arkası kesilmiyor yaşadığım şehirde. O görünmeyen Koro şefi kolunu kaldırdıkça davullar çalıyor; indirdikçe ağıtlar yükseliyor...

Nerede miyim?

Hayatımda yer tutan insanlarla olan ilişkilerimde ettiklerimi bulma dünyasındayım. Kimsenin hakkı kimsede kalmıyor size söyleyeyim...

Garip bir biçimde aslında çok iyi bilinenden çok iyi bilinmeze doğru akıp giden hayat ırmağının  üzerinde yol almaktayım...Küreklere ne kadar asılırsam asılayım faydasız... Ne hızlı ne yavaş değil bir hızlı bir yavaş, bir tatlı bir acı,bir, bir, bir....

Kalbim bir yerde, aklım başka bir yerde...

Yapmak istediklerim kaf dağının ardında, istemediklerim burnumun dibinde...

Atık dolu zihnim kapıları zorluyor; Çıkıp ortalığı berbat edecek bir sürü koz elinde...

Biraz günahların koynunda, biraz sevapların peşinde...

Durum beter şarkısını dinliyorum sabah akşam Tarkan' ın...

 Her şeyin hayatı, umudu, güzelliği çağrıştırdığı dünyadan ölümü, hüznü, ayrılığı çekip çıkarıyorum istemeye istemeye...

Biraz karamsarım evet; hayat yorgunuyum belki de... Ama asıl yorucu işlerin daha çok başında olduğumun da farkındayım...

Keşke hiç sormasa idin o soruyu be arkadaşım "Neredesin" diye... Kendimden başka her yerdeyim kısacası...

"Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için" demiş bir büyük zat...

Sahi siz neredesiniz?

Kendinize doğru yollara düştüyseniz bir yerlerde karşılaşacağımız muhakkak sizinle...







Çocuklar gülsün diye

Kemirgen nefsin eline düşmeye görsün iyi hasletlerle zar zor doldurabildiğimiz ruh sandığımız; Vay haline!

Kötülükler bir anlık boşluğumuzu kollar içimize girerek bütün odalarımızı yerle bir etmek için. Böyle anlarda eksildiğimizin, inandığımız herşeyden uzaklara düştüğümüzün farkına varmak kolay olmaz. Değersizlik girdabına doğru sizi çekenler zamanı kurban ettiğiniz mekanlarda kaybolup gitmenize kıs kıs gülerler içlerinden. Bukalemun misali renk üstüne renk atarlar kalbinizin değdiği yerlerde. Bir sesten başka bir sese kulak kesilirsiniz. Aidiyetten yoksun duygular gönüllü- gönülsüz volta atar müebbete mahkum hücrelerinizde. Tespih taneleri en içten dualarla deler geçer geceyi. Bir çocuk ağlaması duyulur arka odadan. Adam arkasına bakmadan kaçmak isterken  yakalanır kendine. Işıklar söner. Güneşsiz bir güne açar pencerelerini yabancı bir memlekette en çok kendine yabancı bir kadın… Hiç dönmeyecek birini beklemenin rehavetinde gözlerini oğuşturur. İki martı kanat kanada bir kavgaya tutuşur. Çocuk gülmeye başlar. Adam kadına bakar. Kadın adama...

Gökyüzünde martılar, yeryüzünde insanlar... 

"Herkesin bir derdi var durur içerisinde..." 

Dursun içerisinde... 

Çocuklar gülsün diye...


sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...