16 Eylül 2014 Salı

o fırça

Sanma ki yazacak bir şey yok! O yuzden uğramıyorum buralara! Tabii ki var! Hem de öyle çok şey var ki; Şu satırları yazarken içinde bulunduğum zaman dilimine ait en az otuz farklı insan öykusu geçiyor zihnimden. Hayatı iyi kötu paylaştığım insanlara dair... Ellerim karıncalanıyor. İçimdeki yazma arzusu buyuyor. İsteksizlik hastalığı da yakama yapışıyor aynı anda. Bir elim klavyenin uzerinde, bir elim hani o dusunen adam gibi elmacık kemiğime dayanmış vaziyette. Kaşlarım çatık, suratım asık... Ve ben  bu halde iken guzel bir şeyler yazmak istiyorum . Çevremde oluşan huzun halesini tek bir sözcukle dağıtmak istiyorum. Sahi var mıdır boyle bir sözcuk? Söz olsa kesse hem içimizdeki hem dışımızdaki savaşları, söz olsa ağrıtmasa başları... Velhasılı yollar uzun , gönuller yorgun...O fırca darbesi ha indi ha inecek; Dunyamın rengi değişecek...





dayımın son zamanlarında....

24 Ağustos 2014 Pazar

pazar Ordu' su

Tam da öğlen saatleriydi. Gelmez gelmez geldiğinde de mumkun değil engellenemez bir duygu halinin sonucudur yurumek bazen. Öyle oldu bana bugun ve İskele bahce ye dogru bir hedef bile koyuverdim bir anda kendime. Giyinmem ve çıkmam 10 dakikamı almıştır ancak. Binanın kapısından çıkarken çocukların konuşmaları çok komikti. Biri bugun pazartesi dedi diğeri oğlum bugun pazar babam evde uyuyo.. Bir diğeri de ordan evet pazar benim de babam evde uyuyo diye destekledi arkadaşını.  Bugun pazardı ve babalar evde uyuyorlar, çocuklar parkta oynuyorlar, anneler de herhalde kahvaltıya hamurişi bir şeyler yapmayı planlıyorlardı o saatlerde...Yokuş aşağı inerken yeni açılmış bay bayan kuaförune uğradım  hayırlı olsun dedim. Bakkal dukkanlarının önunde açıklı koyulu yeşil hasır malzemeden sepetlerini öruyordu karı koca olduğunu tahmin ettiğim bir çift. Kolay gelsin deyip yoluma devam ederken bir baktım yol kenarındaki tek katlı evlerinin önune attıkları masa sandalyenin etrafında uç bayan oturmuş sohbet ediyor. Fındığı kurtardıkları herhallerinden belli. Oh  keyif sizde dedim onlara buyur sen de gel dediler sağolsunlar gulerek. İyi olurdu ama ben İskele bahçeyi hedeflemiştim bir kere. Asfalttaki çalışmalar bitmemişti. Tozun toprağın içinde yol almak olmayacak şimdi diye duşunurken bir Uzunisa minibusu gelip önumde durdu. Bindim. Yeni mahallede indim. Dukkanların çoğu kapalıydı. Kahvelerin önunde masa sandalyeler . Vatandaş memleketi kurtarma sohbetlerindeydi okey taşlarının sesleri tiryaki çay bardaklarının seslerine karışırken. Yeni fidangör den köprubaşına geçtim. Havanın ruzgarlı olması yurumemi kolaylaştırıyordu. Bulbul deresinin uzerinde dalgalanan dev Orduspor bayrağının resmini çektim köpru başını arkasına alarak. Ordu semaları da oldukça hareketliydi. Teleferik yine uzun bir kuyruk yapmıştı. Yamaç paraşutlerinin biri kumsala inerken diğeri Boztepeden suzuluyordu. Trafiğin gurultusu insan seslerine karışıyor deniz hırçın dalgalarıyla kıyıda olan bitene cevap yetiştiriyordu sanki. Martılar, guvercinler, bisiklet yolundan gitmeyen suruculer, bankların önunde çitlenmiş çekirdekler, dalgaların çekilirken duzleştirdiği kumsala yazı yazmaya çalışan bir genç kız, kucaklarında kısa pantolonlu çocuklarıyla babalar, anneler, torunlarını gezdiren dedeler, palmiye ağaçları... Sahilin bundan sonra senin adın İzmir olsun diyerek yuruduğum palmiye ağaçlı köşesi. Ve İskele bahçe. İşlem tamam. Soğuk bir şeftali suyu söyledim garsona. Yalnız iskele bahçe de öğlen saatlerinde hiç ruzgar esmiyor haberiniz olsun. Ve şeftali suyu 5tl:) Biraz kıyıdan denize olta atan amatör balıkçıları izledikten sonra ne mi yaptım? Tabii ki araba ile eve döndum:) 

17 Ağustos 2014 Pazar

(m)illet

" Birbirlerinin duygularına sagir, düşüncelerine duyarsiz, fikirlerine tahammulsuz, tercihlerine saygisiz, basarilarina kayitsiz insanlar topluluğuna (m)illet denir."

9 Ağustos 2014 Cumartesi

surpriz

Sıcak ve nemli bir gune uyandık bu sabah. Uyanır uyanmaz da bir kaç plan yaptık birimizin hoşuna giden diğerinin hoşnutsuz karşıladığı. Mecburiyetler işi akışına bıraktığınızda yapmak istediklerimizin çok da önune geçemiyor sanki. Nemli bir yaz havasında iyice yoğunlaşan stresli anların uzadıkça uzadığı saatlerin sonlarına doğru; Bu bir gunu planlamaktan yorgun duşup dalgaların sesine, ruzgarın nefesine, dostların muhabbetine kendimizi bıraktığımız saatlerde hayatın guzel mi guzel şirin mi şirin bir surprizi hemen telefonun öbur ucunda bizi bekliyormuş meğer.Ne guzelsin ve keşke hep böyle guzel kalsan dedirtmeyi nasıl da becerirsin bize hayat sen....Seni olduğun gibi bir kabullenebilsek... 

27 Temmuz 2014 Pazar

Yine gel

Çok sevdiğimiz misafirlerimizi bazen istediğimiz gibi ağırlayamayız. İkramlarımız ya yanar ya pişmez. Beceriksizlik üzerine beceriksizlikler yaparız. Telaşlı hallerimize karışırken kıymetli misafirimizin tedirgin ürkek adımları, bir gülücük kondururuz yüzümüze samimiyetten nasipsiz.. Her şey yemek içmek değildir elbet bilirsiniz de; bütün öğrendiklerinizin, öğrenemediklerinizin, yanlış öğrendiklerinizin, unuttuklarınızın ağırlığı ile kalakalırsınız yine de elinizde olmadan . Sonra günler gelir geçer ve o kıymetli misafir yine geldiği gibi aniden ve  arkasında kocaman bir boşluk bırakarak çıkar gider hayatınızdan. Böyle şapşal zamanların muhabbeti yapılır dostlar arasında daha sonra. Bir araya gelmek nasip olursa eger o zaman atarsınız zihninizde sizi o ana kadar sinsi sinsi zehirlemeye devam eden rahatsızlık verici düşüncelerinizi, hayal kırıklıklarınızı, üzüntülerinizi. İşte böyle oldu bu yıl Ramazan ile karşılaşmamız. Ne söylemek istediğim şeyleri söyleyebildim ne yapmak istediklerimi ona. Mahcubuz bu yıl sana karşı sevgili Ramazan.. Yine gel... Muhakkak gel...

28 Haziran 2014 Cumartesi

memlekete Ramazan geldi

Babaannee! Çocuklar öğlene kadar tutuyormuş oruclarını...Olmaz sen buyudun artık akşama kadar tutabilirsin... Ama babaannee! Oyduğu dolmaların içine hazırladığı pirinçli malzemeyi doldururken tencerenin kenarına bulaşan kuçuk pirinç tanesini parmağının ucu ile alıp ağzına attı kadının biri... Hımm tadı fena değilmiş derken ayyyy orucum diyerek hatırlayıverdi doğru lavoboya koştu...Ama artık çok geçti... Kocası kadının haline bakıp gulduyse de ilk gunler olur böyle oruç kazaları dedi... Kendi başına da gelebilirdi... Bir buyuk kase yayla çileği ile komşusunun kapısını çaldı başka bir kadın iftariyelik olsun duşuncesiyle... En sevdiği yemeklerden bir iftar sofrası planı yaptı oğlu için bir anne... Baba teravih namazı için hangi camiye gideceğini duşundu gun içinde bir an... İftardan sonra sahilde yuruyelim mi diye sordu telefonun ucundaki arkadaşına bir kadın... Sınavın olduğu gunlerde oruç tutma sonra kaza edersin gibi annece bir şeyler söylese de kulak ardı etti kızı... Pide çıkmış diyecek oldu biri; zaten çıkıyordu fırınlarda pide dedi diğeri.eskiden di pide çıktığı haberi... İftara ne kadar kaldığını merak ederek saatine baktı çocuk. Kazım kazım kazınan midesini sıvazladı ve hiç sektirmeden babaannesinden gizlice girdiği mutfaktan peynir ekmeği kaptığı gibi odasına daldı...Babaanne görmezden geldi... Telefonlardan surpriz mesajlar yağdı telefonlara... Memlekete ramazan geldi:) İnşallah hayırla, huzurla geldi...

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Manisa' nin bir ilcesiydi...

" Manisa' nin bir ilcesi? "Soma !       Bulmacalarda çokça cikardi karsimiza... Keşke hep öyle de kalsaydi... Dünya, insan hayatinin nasil hiçe sayildigina taniklik etti icimizdeki varyemez amcalarin sorumsuz evlatlari sayesinde... Milletçe soktayiz... 
 (Manisa Soma faciası üzerine:(

16 Nisan 2014 Çarşamba

aman kavuşmasınlar leylalar mecnunlarına

Çok oldu yazıya dokunmadığım. Biriktirdiklerim çıkarıp kağıtlara çok da dökülesi şeyler değil. Ama parmaklarım karıncalanmaya da başladı. Hani aşktı yazmak? Hani cümlelerin peşinden koşmaktan vazgeçmeyecektim bir kara sevdalı gibi? Diye sorular çıkıp gelince o kelimelere ruh veren diyarlardan; Hadi bir şeyler karalayayım bari deyiverdim... Kendi insani ve de dünyevi sıkıntılarım bir yana memleket gündemi bir yana. Hangisine daha yakınsın derseniz; Birinden kaçıp diğerini unuttuğum için ikisine de eşit uzaklıktayım derim. Zaman her şey ve de herkes için hızla akmaya devam ediyorken bir değişim fırtınasına doğru sürükleniyoruz. Fırtına değil üzerimize doğru gelen biz gidiyoruz yelkenleri fora etmiş fırtınanın üzerine üzerine...Düşünmek farzdır diyenlerin düşünce dünyalarının bir tarafı kapkaranlık.Öğrettiklerini öğrenme sürecine girdi bütün öğreticiler. Daha öğrenecekleri çok şeyler var. Kalpler darbe üstüne darbe alıyor zehirli kelimeler saçan ağızlardan.şimdilik hayat devam ediyor. Dünya dönüyor içindekilerle. İyilerle, kötülerle, fakirlerle, zenginlerle, çocuklarla, kadınlarla... Sahi çocuklar ve kadınlar bugünlerde ne çok öldüler, öldürüldüler..........................................................................................................................................

Vazgeçtim...Yazmayayım artık...Ne yazayım yahu...Yazma aşkı falan filan da hikaye...  Aşkın ömrü de üç yılmış zaten:) Şimdi yeni bir aşk doğdu içimize... Şiddet, kaba kuvvet, bağırma, çağırma, hakaret etme, yargılama, suçlama, nefret vs. vs. vs. ile dopdolu kapkara bir sevdaya tutulduk hep beraber... Aman kavuşmasın leylalar mecnunlarına...Bir kaşık suda boğacaklar yoksa birbirlerini...Birisi sanki ışıklarını kapatmış memleketin hatta dünyanın. Güneş doğacak elbet. Kıyamet kopmazsa tabi..

28 Mart 2014 Cuma

neyiz sizce?

Bu seçim başka seçim... Ya da biz büyüdüğümüz için başka bir suurdan bakıp öyle görüyoruz... Belki de her şey olması gerektiği gibidir... Ayakkabı kutuları, kaset dinlemeler, ittifaklar, ayrılıklar, vatan hainliği, haşhaşiler... Vay ki ne vay... Aklım ermez... Biraz iç dökme isteği benimkisi... Bir memleket siyaseti bu kadar iç içe geçmiş meselelerden sonra nasıl duze çıkar ve tıngır mıngır yoluna devam eder hiç bilmiyorum... Birileri magduriyetten kurtulurken birileri kelle koltukta savaşmalı mıdır hep...Kim kimin yanında kimin karşısında anlayabiliyor musunuz siz... Dun yapılan kardeşlik sözleri nasıl nefret sözlerine dönştü...Soruyorum soruyorum soruyorum... Tamam tamam sormuyorum artık... Muhatap yok ki kime sorayım... Herşeye bir cevabı olan insanlardan uzak duruyorum...İftiralar, yargısız, infazlar, endişeli aileler, çok bilmiş yazarlar, konuşmacılar... Samimiyetsizliğin geldiği en son ve en tehlikeli noktadayız...Uçurumun kenarındayız...  İnce hesaplar usta ellerden ellere dolaşıyor.. Düğüm düğüm bağlanmış yukarıdakiler birbirlerine... Aşağıdakiler ise akıl vicdan muhasebesiyle oyunları bozacak oy derdinde... Ama hangisini bozsun kararsız... Büyükbabam Allah, Peygamber, Devlet der ...Der ama millet ne der? Şekilci dindarlığımızın şekline daha fazla tahammül edemiyoruz... Bölündük amipler gibi... Pamuk ipliği ile bağlıymışız birbirimize demek...İçimizdeki öz köze dönüşmediği için millet, devlet, bayrak meşalesi sönüp gitmiş... Meğer biz millet olmayı bırakalı çok olmuş..Neyiz sizce?

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...