9 Aralık 2011 Cuma

Ocak başından Hutbe Dinlemeye




(Hz. Ali (radıyallalhu anh) Kufe’de hutbe verirken minberden şöyle seslenmiştir: “Cum’a günü olunca şeytan çarşı ve pazara erkenden bayraklarıyla gider, insanlara binbir engel çıkararak mani olmaya, onları cum’a'dan (hiç olmasa) geciktirmeye çalışır. Melekler de erkenden gidip mescidin kapılarına dururlar. Gelenleri birinci saatte gelenler, ikinci saatte gelenler diye yazarlar. Bu hal imam (hutbeye) çıkıncaya kadar devam eder. Kişi mescidde, imamı görüp, dinleyebileceği bir yere oturup, can kulağıyla dinledi ve konuşmadı mı, kendisine iki kat sevap vardır. Kişi uzakta kalır ve imamı dinleyemeyeceği bir yere oturur, sessiz durur ve konuşmazsa bir hisse sevap alır. Eğer, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur fakat boş konuşma yapar, sessiz kalmazsa, ona iki hisse vebal yazılır. Eğer, dinleme ve görme imkanı olmayan bir yere oturur ve boş konuşur ve sessiz kalmazsa, ona bir hisse vebal vardır. Kim de yanındaki arkadaşına cum’a günü “sus!” derse “boş konuşmuş” olur. Kim de boş konuşur ise, o cumadaki sevaptan nasibsiz kalır.”)
Güzel hitabeti ve gür ses tonu ile etkili bir hutbe okuyor imam. Gün ortasında  işi gücü bırakarak camiye gelen “Erkek” cemaate imani meselelerle ilgili hayatın içerisinde uygulayabilecekleri hem dünyaya, hem ahirete dair bilgiler veriyor. Kuran ve hadisi bu mukaddes ortamda bilgisinin ve yüreğinin yettiğince kalplere nakşetmeye çalışıyor. Yaradan ile yaratılan arasında gönül köprüleri kurma gayretinde. İçtimai meselelerden bahsediyor. Toplumsal hayatın sağlıklı, ahlaklı, insani ve islami bir tanzimini cemaat ile birlikte mümkün mertebe hayata geçirme derdinde.

Arabayı sattıkları için bir süredir annem ve babamla köyün camisine birlikte gidip geliyoruz Cuma günleri. Cuma namazının sosyal hayata dönük yüzünü de görmüş, anlamış oldum böylelikle. Evimize en fazla 15-20 dakikalık uzaklıkta olan köyümüze doğru yola çıkıyorum Cuma selası verilirken. Yol üzerinde üç cami var. Kış mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirdiği şu günlerde yün kazak ve berelerini ceketlerinin içine giyinip kuşanmış yaşlı, genç, çocuk ve tabii hepsi de erkek olan cemaat sohbet ederek cami yollarına dökülüyorlar. Kadınlar ise bu saatlerde ocak başına geçiyorlar. Erkekler Cuma namazından çıkıp evlerine doğru yönelirken kadınlar öğlen namazlarını kendi kendilerine evlerinde kılmış; Masayı da kurmuş oluyorlar. Camiye gitmek gibi bir düşünceleri ise hiç olmamış. Köy kadınları, şehir kadınları mutfaklarında harıl harıl kocalarına yemek hazırlarken erkekler camilerde hutbe dinliyorlar. Her Cuma bilgi dağarcıklarına bir şeyler ekliyorlar az-çok. Kadınlar bu ilim, irfan ve hizmet ortamından mahrum olduklarının farkında bile değiller. Eğer kadınlar camiye erkekler kadar yakın olsalardı herhalde yeni bir nesli oluştururlarken birbirlerini daha iyi desteklerlerdi.

Cuma namazı sosyal bir ibadet. İnsana sosyal bir varlık olduğunu hatırlatıyor. Bütün namazlar gibi Cuma namazı da dosdoğru kılındığında hem kişisel hem toplumsal ilişkilerimizi düzenleyici, güzelleştirici bir özelliğe sahip. Erkeklere farz kılınmış. Kadınların kılmasında da bir mani görülmemiş.

“Allah’ın c.c kadın kullarını Allah’ ın c.c mescitlerinden engellemeyin.”  Diye buyuruyor Hz. Peygamber.

Kadınları camilerden uzaklaştırmak yerine onları da adap ve usulüne uygun olarak, bu manevi atmosfere dahil etmeye şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum Cuma namazı kılmaya başlayalı. Ocak başında kaldıkları yetmez mi! Biraz da hutbe dinlesinler en doğru mekanda ve en doğru zamanda bütün inanan erkekler gibi.


9 aralık 2011 cuma

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...