19 Ocak 2013 Cumartesi

Mutlu öldü




İnsanın insanla insani paylaşımları arttıkça hiç farkında olmadan aralarında bir gönül bağı kuruluverir. Radyo ve televizyonlardan dinleyici ve izleyicilerle de bu bağlar kolayca kurulabiliyor. Bazen yüz yüze başaramayacağımız kalitede ilişkiler de kurabiliyoruz. Mehmet Ali Birand la Türk halkı arasında da bu türden bir bağ vardı. Saygı, sevgi, hoşgörü, bazen eleştiri ağırlıklı bir ilişkinin doğal sonucuydu bu. Mehmet Ali Birand ile ne paylaştık da bunca üzüldük sorusuna herkesin kendine göre bir cevabı olur herhalde. Ölümün gölgesi üzerine düşeli beri çıktığı programlarda iç dünyasını olabildiğince ama üzmeden, istismar etmeden öyle güzel açtı ki insanlara şimdi bütün Türkiye bu inceden verdiği mesajlara kilitlenmiş durumda.Yazdıklarıyla, çizdikleriyle, televizyon programlarıyla bu toplumun düşünce dünyasında önemli yer işgal etmiş, olaylara dolaylı dolaysız yön vermiş düşünen, soran, sorgulayan, anlamaya çalışan ve toplumun kangren olmuş meselelerini farklı bakış açılarıyla ele almaya cesaret eden bir gönül adamıydı bana göre. 
Mutlu öldü..


"romanın sonunda ise, mersault zatülcenp hastalığının pençesinde kıvranırken "mutlu ölmenin" sırrını keşfediyor. mutlu ölmek demek; ardında seni her zaman sevgi ve saygı ile anacak insanlar bırakmak değildir. mutlu ölmek; zamanı ele geçirmeye kabiliyetli bir insanın, yaşama istemi vasıtasıyla yaşamını bir üst kerteye taşıyabilmesidir. böylece hayata sirayet eden ve onu dayanılmaz bir azaba döndüren ölüm korkusu da alt edilmiş olur. zira bu korku, hayatlarını ellerinde tutmayı beceremeyen insanların ölümün soğukluğunu bedenlerinde hissetikleri anda duydukları acı bir pişmanlıktır."
(Albert Camus' un Mutlu Ölüm adlı eseri üzerine bir yorum. Bir ara okumalı.)

2 yorum:

  1. yazdiklarinizi paylasiyorum....
    ustune nurlar yagsin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. saygılar. hoşgelmişsiniz ve de:)

      Sil

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...