İnsanın
insanla insani paylaşımları arttıkça hiç farkında olmadan aralarında bir gönül bağı
kuruluverir. Radyo ve televizyonlardan dinleyici ve izleyicilerle de bu bağlar
kolayca kurulabiliyor. Bazen yüz yüze başaramayacağımız kalitede ilişkiler de kurabiliyoruz. Mehmet Ali Birand la Türk halkı arasında da bu türden bir
bağ vardı. Saygı, sevgi, hoşgörü, bazen eleştiri ağırlıklı bir ilişkinin doğal sonucuydu bu. Mehmet
Ali Birand ile ne paylaştık da bunca üzüldük sorusuna herkesin kendine göre bir
cevabı olur herhalde. Ölümün gölgesi üzerine düşeli beri çıktığı programlarda
iç dünyasını olabildiğince ama üzmeden, istismar etmeden öyle güzel açtı ki insanlara
şimdi bütün Türkiye bu inceden verdiği mesajlara kilitlenmiş durumda.Yazdıklarıyla, çizdikleriyle, televizyon programlarıyla bu toplumun düşünce dünyasında önemli yer işgal etmiş, olaylara dolaylı dolaysız yön vermiş düşünen, soran, sorgulayan, anlamaya çalışan ve toplumun kangren olmuş meselelerini farklı bakış açılarıyla ele almaya cesaret eden bir gönül adamıydı bana göre.
Mutlu öldü..
"romanın sonunda ise, mersault zatülcenp hastalığının pençesinde kıvranırken "mutlu ölmenin" sırrını keşfediyor. mutlu ölmek demek; ardında seni her zaman sevgi ve saygı ile anacak insanlar bırakmak değildir. mutlu ölmek; zamanı ele geçirmeye kabiliyetli bir insanın, yaşama istemi vasıtasıyla yaşamını bir üst kerteye taşıyabilmesidir. böylece hayata sirayet eden ve onu dayanılmaz bir azaba döndüren ölüm korkusu da alt edilmiş olur. zira bu korku, hayatlarını ellerinde tutmayı beceremeyen insanların ölümün soğukluğunu bedenlerinde hissetikleri anda duydukları acı bir pişmanlıktır."
(Albert Camus' un Mutlu Ölüm adlı eseri üzerine bir yorum. Bir ara okumalı.)

yazdiklarinizi paylasiyorum....
YanıtlaSilustune nurlar yagsin
teşekkür ederim. saygılar. hoşgelmişsiniz ve de:)
Sil