Aslında söylenecek yeni bir şey yok içinde bulunduğum süreçte. Her şey aynı.. Gözümü açar açmaz aklıma , yumar yummaz rüyama giren sevimsiz ve davetsiz misafirimle geçiyor günlerim. Bazı sabahlar gözümü açmayı hiç istemiyorum... Zihnim onunla yatıyor onunla kalkıyor. Etrafımda şimdiye kadar hiç bilmediğim bir sinerji oluştu onun yüzünden. Kurtulmak ne mümkün.. Sağır sultan bir yerlerde beni konuşuyor. Aaaa! diyor Vah vaah! diyor! Diyor da diyor ... Ne dediğini bilmeden, düşünmeden, hissetmeden... Bazen de aşırı hissederek... Böyleymiş bu işler maalesef... Değişir mi değişmez mi bilmem ama bu şimdiki kanser hastaları ve tabii ki ileri teknolojinin yeni buluşlarına bağlı bir şey biraz da... Belki de görmek mümkün olur...
Hayretle farkına vardığım bir başka şey ise insanların nasıl yanlış beslendikleri. Bunu anlamam için kanser olmam gerekiyormuş. Onlar da anlayamıyor bu yüzden. Ben yediklerime içtiklerime ne kadar dikkat edersem çevremdekiler o kadar dikkatsiz... Çok korkunç bir gerçek bu...Mütemadiyen aman yemenize içmenize dikkat edin; Boğazınızın canınıza kastettiğini görmüyor musunuz gibi uyarılarda bulunmak istiyorum. Ama kelimelerimin ağzımdan çıksa bile muhatabına ulaşamadığını üzülerek görüyorum... Başka bir boyuttan bakıyorum artık dünyaya ve bir önceki boyuttaki halimle çarpışıyorum nereye dönsem...
418 numaralı hastane odasındaki insanlar geldi bugün yine aklıma... Kapıdan girişte sağ köşede yatan kırmızı pijamalı abla, hemen yanındaki yatakta artık iyileşip eve dönmek için gün sayan Emel, benim yatağımın yanındaki ak saçlı yetmiş yaşındaki babaanne... Hayata nasıl da sıkı sıkı tutunuyordunuz... İnşallah sıhhattesinizdir...
Doktorlar on güne yakın bir mola verdikleri için yarın memlekete doğru yola çıkacağız. Asıl macera dönüşte...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder