“Ah! bu çocuklar! Neyapayım ben!
Zavallı Çılgın! Arada kaldım! Ben hiç istemezdim böyle olmasını!”
Hanife kadın bir yandan
söyleniyor bir yandan çevrede kimse var mı yok mu diye sağa-sola bakınarak
önündeki tavuğun tüylerini yoluyordu. Akşama yetişmeliydi tavuk. Köy tavuğu
yemek istemişti oğlu. İstanbul’dan geliyordu bir kaç günlüğüne.
Geçen sene bu tavuğun hayatını
nasıl kurtardığını hatırladı. Sabaha kadar başında beklemişti kızı hiç
uyumadan. İsmini de “Çılgın” koymuştu kuluçkadan çıkmadan önce Atiye kız.
Çılgın ve Atiye arasında Atiye nin anlamlandırdığı bir dostluk, bir bağlılık,
bir arkadaşlık, bir muhabbet oluşmuştu. Bir tavukla bir kız çocuğu arasında
oluşabilecek en güzel muhabbetti bu. Bir gün aniden hastalandı çılgın.
Nefes alamadan yatıyordu Atiye onu bulduğu zaman çimenlerin üzerinde. Nasıl
telaşlanmış nasıl korkmuştu ölecek zannederek. Hemen kucaklayıp annesinin
yanına getirdi Atiye zavallı hayvanı. Hanife kadın akşam için yemek hazırlığı
yapıyor elinde soğan doğruyordu tam o sırada. Bıraktı elinden soğanı hemen
çılgını alıp dışarı çıktı. Ne yaptığını bilen hareketlerle tavuğu yere uzattı.
Bıçakla yavaşça kursağını çıkardı. İçini boşalttı güzelce. Sonra Atiye den
içeriden tavuk yemi ve iğne iplik getirmesini söyledi. Yemleri güzelce kursağa
doldurup maharetli bir cerrah gibi dikti ve yerine güzelce yerleştirdi. Atiye
olan biteni kocaman açtığı gözleri ile dikkatle izliyordu. Büyülenmiş gibiydi.
Sabaha kadar uyudu çılgın hiç kıpırdamadan. Atiye ise hiç gözünü ayırmadı bu
süre içerisinde sevgili tavuk arkadaşından. Hanife kadın babasından
öğrendiklerini hatırlayarak başarılı bir ameliyat yapmıştı işte. Yine de
bilinmezdi tabi neler olacağı. Ama çılgına bir şey olursa Atiye çok üzülecekti.
Çılgın Hanife kadının çılgın ve
başarılı müdahalesi sonucu kurtuldu. Sabaha karşı o perdeli tavuk gözlerini
açtı kanatlarını yavaşça çırpar gibi yaptı ve mucizevi bir şekilde, Atiye nin
sevinç dolu bakışlarının arasında ayağa kalktı.
Hanife kadın bir yandan tavuğu
temizliyor bir yandan geçen sene olanları düşünüyordu. Dudaklarını ısırıp
söylene söylene çaresiz bir şekilde kızı üzülmesin diye hayatını kurtardığı
tavuğu şimdi oğlu için ziyafete hazırlıyordu.
- Anneeeeeee! Çılgını
bulamıyorum! Nereye gitti bu tavuk yaa!
İşte hiç duymak istemediği soru
geldi çattı! Hanife kadın nereye kaçacağını bilemedi.
Gerisini yazmaya gerek var mı
sizce? Küçük bir kızın kırılan kalbi ve gözyaşları. Annenin çaresizliği. Ve
zavallı bir hayvanın kaderinden kaçamayışı. Baba ve oğulun evde çıkan krizden
bi haber olmaları. Söylesenize bu tabloda kimin
yerinde olmak isterdiniz? Yoksa siz de benim gibi mi
düşünüyorsunuz? Tabağına yumulmuş kekik kokulu kızarmış bir köy tavuğu
butunu afiyetle midesine indiren her şeyden habersiz abinin yerinde olmayı
isterdiniz di mi?
Ben adının “Çılgın” olmamasını da
istiyorum ayrıca...
Not: Hikaye annemden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder