19 Haziran 2011 Pazar

Çılgın




“Ah! bu çocuklar! Neyapayım ben! Zavallı Çılgın! Arada kaldım! Ben hiç istemezdim böyle olmasını!”

Hanife kadın bir yandan söyleniyor bir yandan çevrede kimse var mı yok mu diye sağa-sola bakınarak önündeki tavuğun tüylerini yoluyordu. Akşama yetişmeliydi tavuk. Köy tavuğu yemek istemişti oğlu. İstanbul’dan geliyordu bir kaç günlüğüne.

Geçen sene bu tavuğun hayatını nasıl kurtardığını hatırladı. Sabaha kadar başında beklemişti kızı hiç uyumadan. İsmini de “Çılgın” koymuştu kuluçkadan çıkmadan önce Atiye kız. Çılgın ve Atiye arasında Atiye nin anlamlandırdığı bir dostluk, bir bağlılık, bir arkadaşlık, bir muhabbet oluşmuştu. Bir tavukla bir kız çocuğu arasında oluşabilecek en güzel muhabbetti bu. Bir gün aniden hastalandı çılgın. Nefes alamadan yatıyordu Atiye onu bulduğu zaman çimenlerin üzerinde. Nasıl telaşlanmış nasıl korkmuştu ölecek zannederek. Hemen kucaklayıp annesinin yanına getirdi Atiye zavallı hayvanı. Hanife kadın akşam için yemek hazırlığı yapıyor elinde soğan doğruyordu tam o sırada. Bıraktı elinden soğanı hemen çılgını alıp dışarı çıktı. Ne yaptığını bilen hareketlerle tavuğu yere uzattı. Bıçakla yavaşça kursağını çıkardı. İçini boşalttı güzelce. Sonra Atiye den içeriden tavuk yemi ve iğne iplik getirmesini söyledi. Yemleri güzelce kursağa doldurup maharetli bir cerrah gibi dikti ve yerine güzelce yerleştirdi. Atiye olan biteni kocaman açtığı gözleri ile dikkatle izliyordu. Büyülenmiş gibiydi. Sabaha kadar uyudu çılgın hiç kıpırdamadan. Atiye ise hiç gözünü ayırmadı bu süre içerisinde sevgili tavuk arkadaşından. Hanife kadın babasından öğrendiklerini hatırlayarak başarılı bir ameliyat yapmıştı işte. Yine de bilinmezdi tabi neler olacağı. Ama çılgına bir şey olursa Atiye çok üzülecekti.

Çılgın Hanife kadının çılgın ve başarılı müdahalesi sonucu kurtuldu. Sabaha karşı o perdeli tavuk gözlerini açtı kanatlarını yavaşça çırpar gibi yaptı ve mucizevi bir şekilde, Atiye nin sevinç dolu bakışlarının arasında ayağa kalktı.

Hanife kadın bir yandan tavuğu temizliyor bir yandan geçen sene olanları düşünüyordu. Dudaklarını ısırıp söylene söylene çaresiz bir şekilde kızı üzülmesin diye hayatını kurtardığı tavuğu şimdi oğlu için ziyafete hazırlıyordu.

- Anneeeeeee! Çılgını bulamıyorum! Nereye gitti bu tavuk yaa!
İşte hiç duymak istemediği soru geldi çattı! Hanife kadın nereye kaçacağını bilemedi.

Gerisini yazmaya gerek var mı sizce? Küçük bir kızın kırılan kalbi ve gözyaşları. Annenin çaresizliği. Ve zavallı bir hayvanın kaderinden kaçamayışı. Baba ve oğulun evde çıkan krizden bi haber olmaları. Söylesenize bu tabloda kimin yerinde olmak isterdiniz? Yoksa siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz? Tabağına yumulmuş kekik kokulu kızarmış bir köy tavuğu butunu afiyetle midesine indiren her şeyden habersiz abinin yerinde olmayı isterdiniz di mi?

Ben adının “Çılgın” olmamasını da istiyorum ayrıca...

Not: Hikaye annemden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...