Sobanın borusuna yağmurdan ıslanan atkınızı asar
mıydınız? Hiç asmazdım demeyin. Eğer hayatınız Ocak başında geçtiyse soba ile
ilk karşılaşmanızda ıslak çamaşırınızı bal gibi de sıcak boruların üzerine
doğru kurusun diye sererdiniz. Serer sermez de anlardınız tabi. Babaannemin sobalı hayata geçerken başına gelmiş bu olay.
Haydi o kadıncağız Ocak döneminden Soba dönemine
geçerken şaşırmış, anlayamamış diyelim ya çağımızda sobaya başka bir boyut kazandıran
vatandaşımıza ne demeli. Kimsenin aklına gelmeyen bir şey bir gün
birimizin aklına geliveriyor işte! Bir video
paylaşım sitesinde vatandaşın seyir halindeki minibüsünün tam ortasına soba
kurduğunu gördüm. Evet evet bildiğimiz soba. Evlerin bacasından kıvrıla kıvrıla
göğe doğru yükselen dumanlar minibüsün bacasından çıkıyordu bu defa. Çok
çılgın, çok korkunç ya da kötü bir şaka olduğunu filan düşünebilirsiniz
izlediğinizde. Ne derseniz deyin ama ısınma sorununu en azından trafik
asayiş şubesince yakalanana kadar kendince çözmüştü vatandaş(!) Bir de
minübüste soba yakılıp yakılmayacağına dair kanunlarda bir boşluk varsa yaşadı
(!)
Karlı günlere girdik. Radyo ve televizyonlarda sık sık ısınırken başımıza
gelebilecek kazalara dair ikazlar da duymaya başladık. Sobadan, doğalgazdan
zehirlenmeler düşer artık gazete sayfalarına kış boyunca. Devamlı kulak verdiğim
radyo programında da soba konusu işlendi bu sabah. Ve beni aldı gençliğimin
sobalı günlerine götürdü anlatılanlar..
Minibüslerimizde değil tabii ama evlerimizde soba
ile ısındığımız günlerimiz vardı bizim. En genç ve en tecrübesiz zamanlarımıza
denk düşen o günlerden sağ salim çıkıp gelebildik çok şükür ki. Kurum ve
is kokusu hala burnuma geliyor.
Bu arada pek çok köy evlerinde kalorifer
sistemi yerini aldı. Çocuklarımız sobaları, kuzineleri anneannelerinin,
babaannelerinin evlerinde bile göremeyeceklerdi neredeyse. Bizler 70- 80li
yıllarda evlerimizin orta yerine kurardık sobalarımızı. Küçük kabuk sobalarını
genellikle mutfakta ya da banyoda kullanmayı tercih ederdik.
Bütün kış boyunca boruların içinde biriken
kurumları önce gazete kağıtları üzerine hafif vuruşlarla döker, banyo küvetinde
yıkardık. Sonra da gazete kağıtlarına sarıp kaldırırdık bir sonraki kışa kadar
dolapların üzerine. Temizliğini ihmal ettiğimiz bir kış baca dumanı çekmeyince
borulardan akan sarı kurum sularıyla nasıl cebelleştiğimizi hatırlıyorum.
Dumanlar içinde kalmıştık. Çeyizlik dantelli saten yorganlarımın üzerine de
akmıştı o sarı sular.
Kibrit kokusu, çıra kokusu, odun , kabuk, kömür kokusu içinde kalırdık kış boyunca. Ta ki mayıs 20 sine kadar. Sonra yavaş yavaş kaldırdığımız sobaların yerine başka eşyalarımızı yerleştirirken sobalarımızı da odanın bir köşesine dinlenmeye bırakırdık. Tabii üzerine süslü örtülerimizi sermeyi, çiçek saksılarımızı koymayı da ihmal etmezdik.
Üç odanın kapılarının açıldığı salona kurardık
sobayı her kış; Sonra da ikide bir içeri dışarı girip çıktığımızda kapıları
kapalı tutmaya çaba gösterirdik. İki lafımızın başı "Kapıyı ört"
olurdu! Yoksa içerisi hemen soğurdu. Sobanın çevresine bir tahta parmaklık yaptırma
modası vardı çocuklu evlerde. Soba borularına takılan tel çamaşırlıkta
kuruturduk bebeğimizin zıbınlarını, pijamalarını, bezlerini. Konu komşu
hemen sobanın bir boru üst kısmına küçük fırınlar taktırmışlardı. Orda
ekmek, kek, börek pişiriyorlardı. O fırını, bir de tahta parmaklıkları
taktıramadan çıkmıştık soba devrinden.
Misafir geldiği zaman kahvaltı soframızı
mutfaktan salona taşırdık. Önce uyanıklık ederek sobanın yakınına oturanımız,
bir yandan da içtiği sıcak çayın etkisi ile hararet bastırınca odanın sobaya en
uzak köşesine kaçardı. Bir yere gittiğimiz zaman hemen sandalyelerimizi sobanın
yanına konuşlandırırdık büyük bir keyifle. Soba başına birikilerek yapılan
muhabbetler ise kaloriferli evlerde büyüyen çocukların hiç anlayamayacağı
türden muhabbetlerdendi. Üzerinde çinko ya da aliminyum çaydanlıklarımızda
demlenmiş mis gibi çay, kabuğuyla pişirdiğimiz patates,
kavurduğumuz fındıklar, ve akşamdan suya koyduğumuz kuru fasulyelerin
bakır tencereler içinde pişerken çıkardığı tıkırtılar… Gençlik günlerimizi de hatırlattığı için olmalı
herhalde; bütün zahmetli yanlarına rağmen özlüyorum sobalı
günlerimi.
01 şubat 2011Salı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder