25 Haziran 2012 Pazartesi

KUMA Deyince



Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın.” Nisa suresi 129. ayet
Kayınpederimin iki evli olması nedeniyle eşimin ailesi ile tanıştığımız ilk günlerde  “Babası gibi kuma getirebileceği” şeklinde  yarı şaka yarı ciddi konular yapılırdı aile arası muhabbetlerde. Sevimsiz bir konuydu kesinlikle.
Ben kuma değilim. Üzerime kuma da gelmedi. Bu konuda sade bir vatandaş olarak ve sadece gözlemlerimi yazabilirim. Gözlemlerim ise zorunluluk halinde İslamın ikinci eşi dahi tavsiye ederken yaptığı uyarılardaki isabeti anlamama yetiyor da artıyor bile.
Bu toplumda yaşayan, bu toplumda olanları az- çok soluyan bir birey olarak çocukluğumdan bu yana kuma ya da çok evlilik söz konusu edildiğinde aklıma geliveren insanlar var. Annemin dedesi, kayınpederim, bir arkadaşımızın babası, köye giderken önünden geçtiğimiz beyaz boyalı evdeki adam... Oldukça varlıklı armatör bir ahbabın üç evliliğinden bahsetmezsem olmaz  bir de. Hepsinin sebepleri, sonuçları, şartları farklı olan bu evliliklerin hangisinin İslami ruhsat ve kaygılarla yapıldığını ve şartlarını yerine getirip getirmediğini yine dışarıdan göründüğü kadarı ile anlayabiliriz ancak. Bu da yeterli olmaz.
Bana en yakın hikaye kayınvalidem ile kayınpederime ait. Kayın pederimin ilk hanımı bir kız çocuğundan başka çocuğu olmayınca kocasını evlenmeye razı ediyor. Ve kırk yaşındaki eşine aşağı mahallenin on altı yaşındaki genç ve güzel kızını kandırıp kaçırtıyor. Her şey olup bittikten sonra da eşini çok kıskanıyor. Kendi elleriyle evine, yuvasına gelmesine sebep olduğu kumasına tahammül etmekte güçlükler yaşıyor. En kötüsü de üst üste çocuk doğururken ve bir yandan da bağa, bahçeye, ev işlerine koşturup durduğu için öz çocukları ile ilgilenemeyen genç annenin çocuklarının sevgisini çalıyor. Büyük kızı hariç. O her zaman annesinin yanında oluyor. Artık biraz öngörüsü olan onun çocuk kalbinin  annesinin yaşadıklarını görerek nasıl üzüntüyle çarptığını anlayabilir. Erkek çocuklar büyük hanımın yakınlığından mest olurken; (Ki onların yaratılışının bir sonucudur bu biraz da. Fazla sorgulamazlar.) genç annenin içinde kim bilir ne fırtınalar kopuyordu.
Onların bu zorlu hayat hikayelerinin Hz. İbrahim, Sare ve Hacer annemizin hikayelerine benzediğini düşünüyorum ben pek çok yönü ile. Büyük hanım köyün sevilen, sayılan, sözü geçen, sabırlı bir osmanlı kadını olarak anlatılır hep. O Sare hanımın pozisyonundaydı bana göre. (Teşbihte hata olmaz.) Kayınvalidem ise herhalde Hacer annemizin duygu ve düşüncelerini, yaşadıklarını benden iyi anlar. Birini anlamak için onun ayakkabılarını giymelisin, onun geçtiği yollardan geçmelisin sözündeki mana cephesinden bakıldığında.
Kör baktığımız bir konudur kumalık. Onu yaşayanlar bilir. Yaşayanlar yaşamayanlardan az olduğu için de onları kimseler  anlayamaz. Yalnızdırlar. Ruhları yara doludur. Ve bu yaralarla yaşamayı öğrenirler. Bir kadın bir eve kuma olarak geldiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz o evde. İlk hanım ayrı, kuma gelen hanım ayrı bir girdabın içine girerler ve ömür boyu da çıkamazlar.
Bu yazıyı kayınvalidemin zaman zaman evlilik hayatında kuma olarak  yaşadıklarını o anları yaşıyormuşcasına üzülerek anlatmasının ardından yaptığı duası ile bitirmek istiyorum.
“Allah c.c kimseyi Kuma etmesin, kimseye Kuma getirmesin.”

25 haziran 2012 

2 yorum:

  1. hiç bir birey alternatifi olsun istemez..hele de yaşarken..ne kadın ne erkek!
    yazınıza katılıyorum Ayten Hanım..:))

    YanıtlaSil

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...