26 Ekim 2010 Salı

Gökkuşağı Günler


Nasıl da kışkırtıcıdır bir ucu gökte bir ucu yerde davetkar duruşuyla. Yedi ayrı rengiyle en beklenmedik zamanlarda yeryüzüne gökyüzünden sessiz bir ihtişamla kurulduğu manzara ilaç gibi gelir ruhumuza. Aslında toprağa değil gönlümüze düşer bir izdüşümü de her karşılaşmamızda Gökkuşağının. Yüzümüzde gülücükler açar, ruhumuz yükselir, çocuklar gibi neşeleniriz. 



Eski zamanlarda insanlar başka manalar yüklemişler aynı Gökkuşağına. M.Ö. 310 lu yıllara kadar Gökkuşağının üzerinden Tanrı’ nın elçilerini yeryüzüne indirdiğine inanmışlar mesela. Buna benzer bir inanç da Gökkuşağının cennet ile dünya arasında kurulmuş bir köprü olduğuna dairmiş. Kendilerinin yüklediği bu büyük anlamlardan yine korkup, ürken de kendileri olmuş. Her Gökkuşağı çıktığında korku ile kaçışıyorlarmış. Daha sonra, yağmurların ardından güneş ve sisin işbirliği ile görünmesine, bazı kültürlerde şans, talih anlamına gelen yorumlar da yapmış insanoğlu.

Gökkuşağının altından geçenlerin cinsiyet değiştirdiğine dair şaka gibi bir inanış olduğunu biliyordum. Bir de yeryüzüne değen noktasında hazine gömülü olduğuna(!) dair bir şeyler. Şimdi düşündüğüm zaman insanoğlunun hayal gücünün  zamanla irtifa kaybettiğini görüyorum üzülerek. Eski insanların hayal dünyası daha zenginmiş. Kuracak hayal bırakmamış atalarımız bizlere neredeyse. 

Hayatımıza gözümüzle göremediğimiz biçimlerde düşen Gökkuşaklarımız vardır ayrıca. Dünyevi bir sürü dert, sıkıntı, üzüntü bir sis bulutu olur örter her yanımızı zaman zaman. Bunalırız, enseyi karartırız, feleğe verip veriştirir, işin içinden çıkamayız bir türlü. Bir süre mücadele ederiz yüreğimizin, gücümüzün yettiğince. Zorlukların mücadele taktiklerini geliştirici ve hayatı öğretici bir yanı vardır. Amatör bir yolcu olarak çıktığımız hayat yolculuğunda profesyonel birer hayat savaşçısı olmanın ön hazırlıklarıdır çektiğimiz acılar, çileler. Çözümler er ya da geç yağar çise çise problemlerimizin üzerine pes ederek mücadeleden vazgeçmezsek eğer. Ve her şeyin yoluna girerek güneşin üzerimize doğduğunu hissederiz eninde sonunda. Bir de Gökkuşağı düşer renk renk ödül olarak göklerden ruh iklimimize. Huzur, barış, mutluluk, sevgi, saygı, hoşgörü ve kardeşlik diye koyarız insan dilimizle adlarını yeniden sarı, kırmızı, turuncu, yeşil, mavi, mor ve lacivertin. Ve anlarız ki gerçekten de “Gözünde yaş olmayanın ruhunda gökkuşağı çıkmaz” . 


Karıştıkça karışan dünya gündemine sağır ve kör kalarak, ısrarla gündem dışı ama daimi olan gündemimizi yazmaya devam ediyorum. Yalnız bu defa hep beraber, gördüğümüz ilk Gökkuşağının altından geçmek istiyorum; kronikleşmiş, kangren olmuş ismi lazım değil bütün kara gündem maddelerinin hayatımızdan uçup gitmesini dileyerek. 

Gökkuşağı dolu günlerle kalın.

17 ekim 2010
Pazar 
02.51

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...