O gün insan olarak dünyaya gelişimin bir buçuk sene-i
devriyesinde güvertenin demirlerine minik ellerimle yapışarak denizin
köpük köpük dalgaları üzerinden dünya alemi temaşaa ettiğim gündü. Annemin bir anlık gafletinden istifade edip bebek cesaretimle doğruca gidip durduğum yerden bir
minik adım atsaydım şimdi bu satırlar içinde hayatıma göndermeler yapıyor
olmayacaktım. Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Kalbim dışarı fırlayacakmış gibi
attığı halde büyük bir soğukkanlılıkla arkasından yavaşça yaklaşarak bebeğimi
tutup alabilir miydim ölümün kıyısından gibi annemin anlattıklarıyla aklıma
soktuğu bu sorunun cevabını ise hiç bilemeyeceğim. Annem yapabilmiş. O an çektiği korkuyu
hissedebiliyorum ama.
Aslında bana kalsaydı o demirleri hiç bırakmazdım herhaldeJ Annem beni çekip
aldığında canım çok sıkılmıştır muhtemelenL
Ne güzeldir dalgalara öyle yakın olmak. Çiseler yüzüme gözüme değdikçe neşem
artıyordu muhakkak. Denizi, dalgaları biraz daha seyrettikten sonra güvertede
şöyle bir gezintiye çıkacak; İnsanları inceleyecek, yeni yeni arkadaşlar
bulacaktım belki de. Tayfalarla konuşacak; Kamaraların yuvarlak pencerelerinden
bakacaktım; Kaptanla dümene geçecektim ve uçsuz bucaksız diyarlara doğru rotalar çizecektim küçük dev bebek halimleLNe gezer yolculuk boyunca annem bir daha yanından ayırmamış beni.
Güverteden düşüp ölmek çocuk oyuncağıydı o çağda. Ya şimdi?
Hayat güvertesinin demirlerine sıkı sıkı tutunmaya devam ediyoruz hala; Ve ölüm artık oyun değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder