Bir yazı yazmanın arefesinde; artık yazacak bir şey kalmadı yazabileceğim ne varsa üç seneden fazladır yazmış durmuşum duygusuna kapılıyorum.
Zaten benim yazamadıklarımı da başkaları yazdı bitirdi sonuç itibariyle diye de
bu düşüncemi destekliyorum kendi kendime. Söylenmiş sözleri tekrar tekrar
söylemenin ne alemi var filan diyorum. Ama böyle düşünmenin de hem kocaman bir
yalan hem de yazma sancılarından süratle kaçıp kurtulmak arzusundan kaynaklandığını da biliyorum. Ve yakalanıyorum tabii ki daha bir adım bile atamadan. Başkalarının
ne söylediğinden bana ne. Önemli olan benim o söylenmiş ya da yaşanmış sözlere
ve olgulara olan mesafem. Ve kendi birikimlerimle o mesafeler yakınlaştığında
onları bir leğende hamur yoğururcasına yoğurup zihinsel bir pasta olarak ortaya
çıkarıp çıkaramamam. O pastanın başka hiçbir pastaya benzemeyeceği kesindir bilirim ki.
Hayat insanı gün be gün biriktiriyor. Zaten geçmişin geleceği inşa edecek
konteynırlar dolusu konularla yüklü sabırsız bir bekleyişi vardır ki evlere şenlik. Bir yay gibi gerilir de gerilirsiniz hatıralar iki de bir hatırınıza düştükçe. İç
dünyanızı bir kelimeler, cümleler ordusu istila etmiştir. Savaşlar içinde savaşlar
yaşamaktasınızdır zihin koridorlarınızda herkesle ve herşeyle. Ve yine herkesle ve her şeyle barışmak uğruna bazen günlerce o
kelimelerin, cümlelerin peşine düşersiniz. Bir kaleden bir kaleye savrulursunuz havan
toplarında güllelerce. Kafanızda biri gider biri gelir kurgularınızın...
Neyse siz onu bunu boşverin de hiç düşündünüz mü hayat bir müzik
makamı olsaydı hangi makamdan çalardınız? Ben Nihavent:)))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder