Zaman canavarının dişlileri arasından sana
bakarken kendimi görüyorum anne. Ne
kadar da benziyoruz birbirimize. Anneler ve kızları. Öykünün adı bu ve biz
seninle aynı öyküde aynı rolleri farklı zaman dilimlerinde, farklı sahnelerde, farklı
rol arkadaşları ile fakat aynı suflörle oynuyoruz sadece. Sözlerimiz aynı, esprilerimiz
aynı, kızmalarımız , sevinmelerimiz, korkularımız, endişelerimiz vs. vs hep aynı.
Anne olmadan kim anladı ki annesini. Annelik
duygusu ile ilk tanışma ilk yüzleşme her kadının ilk çocuğunu kucağına
almasıyla başlıyor ve zincirleme tevafuklarla ömür boyu devam edip gidiyor. Eşimiz,
çocuklarımız, evliliğin hayatımıza dahil ettiği bütün arkadaşlık, komşuluk ve
akrabalık ilişkilerimizle annemize benzemek istemedikçe daha da çok benzeyerek
hayatımızı sürdürüyoruz.
Ondan bir sürü şey öğrenip dururken, ona da mavi
nazar boncuklu kundaklarımıza sarınıp bürünmüş bebek halimiz ve ağzımızda
yalancı emziğimizle bir sürü şey öğretiyoruz. Hiç tanımadığı annelik duygusunu
“Evlat” olgusu ile tattırıyor yüce Mevla ona. Kimi zaman acı kimi zaman tatlı
bir evlat lezzetiyle yaşama becerisi onun annelik kodlarında var zaten. Biliyor
ve inanıyor ki emanetidir evladı bir “Can” değerinde yaradanın kendisine
bahşettiği. Sonra da bir ömür o emanete ne kadar sahip çıkıp çıkamadığı oluyor
bütün derdi.
Doğduğumuz andan itibaren onun hamurumuza kattığı
malzemelerin yanı sıra yaşadığımız çağa ait, okul dönemlerinden başlayarak
devam edip giden sosyal çevremizin kattıklarını da ekleyerek kendimizi
oluşturuyoruz. Tıpkı onun da daha önceden oluşturduğu gibi. Annem ve
anneannemin ilişkilerine baktığım zaman ileride annemle benim ilişkilerimi canlandırmak
çok da zor olmuyor. Geçmiş geleceğe anne çocuk ilişkileri ile taşınıyor.
Şairin defalarca şiirlerinde anlattığı, çoğu
zaman anlatmakta aciz kaldığı biz kadınlar… Ben, annem, kızım, gelinim, kız
kardeşim, anneannem, babaannem, teyzem, halam, kaynanam, görümcem, eltim… Bu
toplumda kendilerine yüklenen vazifelerin altında kalmamaya çalışan; kimi zaman
altından kalkamayan ; Anne oldukça kadın olan, kadınlığını anneliğin içerisinde
bulup bulup kaybeden bizler... Anneler gününü diğer bütün günler gibi çok da
amacına uymayacağını bile bile, tek bir güne sığdırılamayacak dağlar gibi dertleriyle
yine de sevgiyi, barışı çoğaltmak adına kutlayalım elbette. Ama kalbimizden onları
geçirmeyi de unutmayalım. Onlar; Evlatlarını çeşitli biçimlerde kaybeden
anneler ! Filistinli anneler ! Bir engelli çocuğa iki kere anne olmayı beceren
anneler ! Şehit anneleri ! Çocukları organ mafyası tarafından kaçırılan ve bir
daha onlardan haber alamayan anneler ! Evladını manevi anlamda hayatından
kaybeden anneler !
Canlarına can katan annelik duygusu canından can
koparmak demektir aynı zamanda bir kadın için. Velhasılı o duygunun hayatına
kattığı anlam kadar katmerli acılarla
yaşamaktır annelik bir kadın dayanıklılığında.
Her kadın doğursun ya da doğurmasın ;Sadece o mukaddes
duygunun adayı olduğu için özeldir , “Anne” dir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder