Elimde bir sürü poşetlerle merdivenlerden çıkarken alt komşum Fatma kapıyı açtı. Bütün içtenliği
ile; ”Abla gel çay içelim, yeni demledim ". Böyle bir teklif bir de böylesine
gönülden olunca es geçilemezdi elbette. Akşama da çok az bir zaman kalmış bir
taraftan. Bir damla yemeğim yok. Bütün gün dışarıdaydım. Hastane, postane,
alışveriş derken akşam oldu. Günler kısa. Ama teklif de teklif yani. “Tamam”
diyorum fazla düşünmeden, “Çantaları bırakıp geliyorum , koy çayımı!”
Mis gibi demlenmiş, arzuya göre tatlandırılmış, ince belli bir bardaktan
içilen çayın yanında bir de iki lafın belini kırabileceğiniz bir arkadaşınız
varsa mutlu bir anın altına çift taraflı imza atıyorsunuz demektir. Ömrünüzün
en keyifli anlarıdır o anlar. Ya öğrenci evlerinde yapılan çay sohbetleri? İçerisinde
patlamış mısır ve yanında çay anısı olmayan öğrencilik hayatı yoktur herhalde.
Ben, bir babamın köy suyu ile kuzine ateşinde semaverde demlediği çayı,
ikindinin kızıllığı bahçelere düşerken içmeyi; Bir de anneannemin küçük çelik
çaydanlığında demlediği çayı telaşsız, keyifle yudumlamayı çok seviyorum. Kışın
ve karın ortasında yapılan hamsi ızgaranın peşinden dostlarla içilen bir bardak
demli çayın tadı da ayrı güzeldir. Yudum yudum içtiğimiz sağlık, mutluluk,
afiyet ve huzurdur.
Çay içildikten sonra çay kaşığını bardağın üzerine uzunlamasına kapatmak
gibi bir adetimiz vardı daha düne kadar. Bu hareket “Teşekkür ederim , artık
içmeyeceğim” anlamına gelirdi. Batum taraflarına yolu düşen bir akrabamız bu adetin oralarda
hala devam ettiğini söyledi. Çay kaşığını kapatmadığı için peş peşe kendisine
çay servisi yapıldığını, neden sonra çevresindekileri gözlemleyerek bunun
farkına vardığını anlattı. Bu da bir çeşit çay lugati işte.
Bu arada son yıllarda “Bitki çayları” biraz da televizyonlarda
izlediğimiz Japon kızlarının özene bezene sergilediği çay törenlerinin etkisi
ile hayatımıza girdi. Sizin de fark ettiğiniz gibi oradaki kimonolu kızların
yaptığı uzun çay merasimlerinde bizim çayımız içilemez; Çünkü soğur! Biz çayı
kaynar kaynar içeriz. Yana yana. Hem elimiz, hem dilimiz, hem de içimiz yanmalı
!
Ne demiş eskiler;
“Es-sohbetü bilâ çay / Kes semai bilâ ay” ;
Yani (Çaysız bir sohbet, Aysız bir gökyüzü gibidir.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder