“Ey! Gönül ! Gidenden ümidini
kes
Kaçan bir hayale benziyor herkes
Gaipten kulağıma gelen bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor!...” N.F.Kısakürek
Kaçan bir hayale benziyor herkes
Gaipten kulağıma gelen bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor!...” N.F.Kısakürek
Kaçarcasına gitmişti
buralardan. Her taşın altından bir anı çıkıp yakalıyordu
yüreğinden şimdi.
İskelenin hemen sağında tek başına duran bakımsız söğüt ağacı,
rengarenk akide şekerlerine meftun olduğu sokağın çıkışındaki mavi bakkal,
arkadaşları ile top oynarken çaktırmadan göz attığı yaprak motifli dantel
perdeli pencere… Ağaç da, bakkal da, ev de oradaydı ama dantel perdeler
yoktu o pencerede artık.
Nereye gideceğini bilemeden
öylece durdu bir an. Yolun karşısında bir çiçekçi ilişti gözüne. Az sonra
bir demet papatya ile kabrinin başındaydı. Bir grup boynu bükük lale vardı
üzerinde. Ayakları kalbi ile işbirliği yapmış onu buraya
getirivermişti işte. Papatyaları yavaşça boynu bükük lalelerin dibine bırakırken kendi duyabileceği bir sesle “Merhaba” deyiverdi. Zihnine üşüşen
hatıralara bıraktı sonra da kendisini.
Birlikte geçirilen her dakikası
ömre bedel buluşmalar, mahcup bakışmalar, umutlar, vaatler, gelecek hayalleri
ve hayat dediği her şey önünde, sessiz bir kabul halinde yatıyordu. Beyaz gelinliği içinde, yüzünde en güzel ve en çocuksu
tebessümü ile onun dudaklarından ne kadar da isterdi o iki
kelimeyi duyabilmeyi. Ama O çoktan üzerinde sevdiklerinin özenle bakıp büyüttüğü
laleler gibi boynunu eğmişti kaderine."Kabul" diyordu "Kabul
ettim"...
“Merak etme” demişti ,”Döndüğümde büyüklerle konuşur anlaşırız, çözeriz sorunları canını sıkma” … Otobüse el sallarken hasret sarıvermişti her yanını. Dudağında hafif bir gülümseme ile hala el sallıyordu camdan. Şehirlerarası bir kavşakta eceli onu bekliyormuş meğer.
“Merak etme” demişti ,”Döndüğümde büyüklerle konuşur anlaşırız, çözeriz sorunları canını sıkma” … Otobüse el sallarken hasret sarıvermişti her yanını. Dudağında hafif bir gülümseme ile hala el sallıyordu camdan. Şehirlerarası bir kavşakta eceli onu bekliyormuş meğer.
Kalbinde bir ferahlık
hissediyordu. Bu ziyaretinde bir şekilde teselli oluyordu sanki. Hafif bir
rüzgar esmeye başladı şehir mezarlığında. Yapraklar hışırdıyordu. İki
ayrı alemi birleştiren bu hüzün durağında daha fazla kalamazdı. O'nun genç,
hayat dolu, beyaz bakımlı ellerini hatırladı. Ellerini ellerine aldı. Ailelerinden
habersiz kuyumcuya gidip beğendikleri söz yüzüğünü parmağından yavaşça çıkardı
ve bir lalenin dibine özenle yerleştirdi. “Peki. Ben de kabul ediyorum.” dedi
işittirmek istercesine toprağın sarıp sarmaladığı güzelliğe doğru eğilerek.
Gitmeden önce kalbinden kalbine bildiği bütün duaları yollarken boynu bükük lalelerin hafifçe doğrulduklarını görür gibi oldu.
Gitmeden önce kalbinden kalbine bildiği bütün duaları yollarken boynu bükük lalelerin hafifçe doğrulduklarını görür gibi oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder