8 Eylül 2012 Cumartesi

Kabul



“Ey! Gönül ! Gidenden ümidini kes
Kaçan bir hayale benziyor herkes
Gaipten kulağıma gelen bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor!...” N.F.Kısakürek

Kaçarcasına gitmişti buralardan. Her taşın altından bir anı çıkıp yakalıyordu yüreğinden şimdi. 

İskelenin hemen sağında tek başına duran bakımsız söğüt ağacı, rengarenk akide şekerlerine meftun olduğu sokağın çıkışındaki mavi bakkal, arkadaşları ile top oynarken çaktırmadan göz attığı yaprak motifli dantel perdeli pencere… Ağaç da, bakkal da, ev de oradaydı ama dantel perdeler yoktu o pencerede artık.

Nereye gideceğini bilemeden öylece durdu bir an. Yolun karşısında bir çiçekçi ilişti gözüne. Az sonra bir demet papatya ile kabrinin başındaydı. Bir grup boynu bükük lale vardı üzerinde. Ayakları kalbi ile işbirliği yapmış onu buraya getirivermişti işte. Papatyaları yavaşça boynu bükük lalelerin dibine bırakırken kendi duyabileceği bir sesle “Merhaba” deyiverdi. Zihnine üşüşen hatıralara bıraktı sonra da kendisini.

Birlikte geçirilen her dakikası ömre bedel buluşmalar, mahcup bakışmalar, umutlar, vaatler, gelecek hayalleri ve hayat dediği her şey önünde, sessiz bir kabul halinde yatıyordu. Beyaz gelinliği içinde, yüzünde en güzel ve en çocuksu tebessümü ile onun dudaklarından ne kadar da isterdi o iki kelimeyi duyabilmeyi. Ama O çoktan üzerinde sevdiklerinin özenle bakıp büyüttüğü laleler gibi boynunu eğmişti  kaderine."Kabul" diyordu "Kabul ettim"...

“Merak etme” demişti ,”Döndüğümde büyüklerle konuşur anlaşırız, çözeriz sorunları canını sıkma” … Otobüse el sallarken hasret sarıvermişti her yanını. Dudağında hafif bir gülümseme ile hala el sallıyordu camdan. Şehirlerarası bir kavşakta eceli onu bekliyormuş meğer.

Kalbinde bir ferahlık hissediyordu. Bu ziyaretinde bir şekilde teselli oluyordu sanki. Hafif bir rüzgar esmeye başladı şehir mezarlığında. Yapraklar hışırdıyordu. İki ayrı alemi birleştiren bu hüzün durağında daha fazla kalamazdı. O'nun genç, hayat dolu, beyaz bakımlı ellerini hatırladı. Ellerini ellerine aldı. Ailelerinden habersiz kuyumcuya gidip beğendikleri söz yüzüğünü parmağından yavaşça çıkardı ve bir lalenin dibine özenle yerleştirdi. “Peki. Ben de kabul ediyorum.” dedi işittirmek istercesine toprağın sarıp sarmaladığı güzelliğe doğru eğilerek.

Gitmeden önce kalbinden kalbine bildiği bütün duaları yollarken boynu bükük lalelerin hafifçe doğrulduklarını görür gibi oldu.

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sizin planlarınız kaderi bağlamaz

Ne kadar kendinizden yana olursanız olun ve ne kadar planlar üstüne planlar yaparsanız yapın ön görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir sürpriz ...