Ocağı kapattı. Yemek hazırdı. Mavi çiçekli örtüyü
masaya serdi özenle. Az sonra kızı okuldan gelecekti. Günlük çatal ve
kaşıkları, kabartma desenli beyaz porselen tabakları masaya karşılıklı olarak yerleştirdi.
Derin bir nefes aldıktan sonra beline bağladığı mutfak önlüğünü çözdü kapının
arkasındaki çiviye astı. Televizyonun karşısındaki kanepeye biraz uzanmaktı
niyeti. Üzerine tatlı bir rehavet çökmüştü.
Televizyonda yılların sunucusu etkileyici yorumuylaYusuf
ile Züleyha başlıklı bir şiir okuyordu. Fonda güzel bir müzik vardı. Kulağı
şiirde düşüncelere daldı. Yusuflar ve Züleyhalar bir yanda Leylalar ve Mecnunlar
bir yanda. İnsanın aşkla sınanması çeşit çeşitti. Bu serseri duygu bir gönülden
diğer bir gönüle sorgusuz sualsiz girerken makam, mevki, genç, yaşlı, zengin,
fakir ayırd etmiyor diye düşündü uyku ile uyanıklık arasında. Zihni uykuya yavaş yavaş teslim olmadan aklına üşüşen
sorulara cevap aramaya çalıştı gayri ihtiyari. Feminist yanı uykusunu sabote
ediyordu zamansız ve ısrarcı sorularıyla adeta. Yani Kardeşleri tarafından kör
kuyulara atılan Yusuf değil Züleyha; Yusuf’ un gömleğini arkasından yırtan
Züleyha değil Yusuf olsaydı; Ve
masum olduğu halde yine de Züleyha zindanlara atılsaydı; Melik(e)liğe giden bir
mücadelenin başkahramanı olur muydu acaba?
Kızının fısıldayan sesini duydu.
“-Anne
ben çıkıyorum. Arkadaşlarla kütüphaneye gideceğiz.”
“Annesi önce izin vermemişti ama sonra ikna
olmuştu. Abilerine ayrı Züleyha’ ya ayrı dikkatli, akıllı ve uyanık olmalarını
tembihlemişti . Ve onları önce Allah’ a emanet etmişti yüreğindeki endişeyi
bastırarak.
Bir kuyunun başında mola verdiler gün
boyu yürüdükten sonra. Akşam güneşi kum tepelerinin ardından kayboluyordu yavaş
yavaş. “Züleyha gel buraya!” Abisiydi çağıran. Sekerek yanına gitti. “Kovayı
kuyuya sal bakalım.” Son duyduğu
sözlerdi bu sözler kuyuya düşmeden önce
Züleyha’ nın. Gözlerini açtığında kuyunun dibindeydi. Abilerine seslendi durdu
önce. Sesimi duyar ve beni buradan çıkarırlar diye düşünüyordu. Kuyuya
düştüğünü nasıl da fark edememişlerdi. Arkasından bir el onu tutmaya mı itmeye
mi çalışmıştı o an anlayamamıştı. Yoksa, yoksa!....... Sonra soru sormaktan vazgeçti.
Seslenmeye ve duaya devam etti sabırla.
Uyudu… Uyandı… Ağladı… Seslendi… Dua
etti…
Kuyuda sular içinde tekrar tekrar uyuyup
uyanmaktan bitkin düşmüştü. Birileri bir gün bu kuyudan su çekecekti elbet.
Umudunu hiç kaybetmedi. İçinde bulunduğu zorluk onu daha çok bağladı hayata. Ve
duaya…O gün geldi çattı. Yukarıdan insan
sesleri geliyordu. Züleyha gözünü kuyunun ağzına dikti. İşte bir kova yavaş
yavaş süzülüyordu . Tutundu ipe iyice Züleyha. Duaları kabul olmuştu.
Kervanın kadınları Züleyha’ nın
çevresini sarmışlardı. Kuyuya nasıl düştüğünü anlamaya çalışıyorlardı. Züleyha
göz yaşları içerisinde kendi kendine kuyuya düştüğünü abilerinin onu
bulamadıklarını söyledi. Yaşlıca bir kadın Züleyha’ ya sahip çıktı. Söyleyemediklerini
de anlayan bu çatık kaşlı bilge kadın Züleyha’ ya bakarken oldukça
düşünceliydi. Kervan, Züleyha’ yı da alarak
Mısır’ a doğru yoluna devam etti.”
Ezan sesi ile açtı gözlerini. Televizyonda
şiir programı bitmişti. Hala gördüğü rüyanın etkisindeydi. Her şey ne kadar da
canlıydı. Kervanın daha da önemlisi Züleyha’ nın akıbeti ne olmuştu acaba. Onların
ardından gitmek için her şeyi verirdi. Tabii ki rüyasında. Artık bu imkansızdı.
Uyanmıştı bir kere. Ama kıssa da aklına girmişti. Hem de düz anlatımı ile
değil. Bir düz bir ters algılıyordu kıssada olan bitenleri. Kuyuya düşen Yusuf
oluyordu kuyudan çıkan Züleyha; Ya da gömleği yırtılan Züleyha, zindanlarda
yatan Yusuf; Köle pazarında satılan Züleyha, Mısır Melik ‘ i Yusuf; Züleyha Yusuf, Yusuf Züleyha...
Televizyonu kapatırken Kuran’ da geçen Yusuf
ile Züleyha bahsini iyice okumayı aklına koymuştu. Düştüğü bu dipsiz bucaksız zihin
kuyusundan sağ salim çıkabilmek için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder